Kovuşturma Nedir? 2026 Güncel

Kovuşturma Nedir?

Kovuşturma, ceza yargılamasında iddianamenin kabulüyle başlayan ve mahkemenin hüküm verene kadar devam eden aşamadır.
Bu süreçte artık “suç şüphesi” araştırılmaz; şüpheli sanık olur, dosya mahkemenin önüne gelir ve delillerin değerlendirilmesi yapılır. Delillerin değerlendirilmesi ile yargılama tamamlanır. Ayrıntılı bilgi için İstanbul Ceza Avukatı ile iletişime geçebilirsiniz.

Kovuşturma aşamasının sonunda aşağıdaki kararlardan birine yer verilir;

  • Mahkumiyet kararı,
  • Beraat kararı,
  • Ceza verilmesine yer olmadığı kararı,
  • Güvenlik tedbirine hükmedilmesi kararı,
  • Davanın reddi kararı,
  • Davanın düşmesi kararı.

Türk hukuk sistemi, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde bu süreci iki temel evreye ayırmıştır: Soruşturma ve kovuşturma. Soruşturma evresi, suç şüphesinin öğrenilmesiyle başlayıp Cumhuriyet savcısının iddianameyi hazırlayarak mahkemeye sunduğu ve mahkemenin bu iddianameyi kabul ettiği ana kadar devam eden, delillerin toplandığı ve olayın aydınlatılmaya çalışıldığı bir hazırlık evresidir.

Kovuşturma ise, bu hazırlık aşamasının tamamlanıp, suç şüphesinin “yeterli şüphe” seviyesine ulaşmasıyla yargılamanın başladığı ana evredir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinin (f) bendinde kovuşturma; “İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım, sürecin nerede başlayıp nerede sona erdiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu aşamanın başlamasıyla birlikte, soruşturma evresinin “şüpheli” olarak adlandırılan kişisi, artık sanık (CMK Madde 2/b) statüsünü alır.

Eser Eserçelik Whatsapp Hattı

Bu evre, artık sadece delil toplama değil, toplanan delillerin mahkeme önünde, tarafların katılımıyla (çelişmeli yargılama) tartışıldığı, maddi gerçeğin adil yargılanma ilkeleri ışığında araştırıldığı ve nihai bir karara (hüküm) varıldığı aşamadır. Kovuşturma, ceza adalet sisteminin kalbi olup, aleniyet (kamuya açıklık), sözlülük ve kesinlik gibi temel ilkelerin egemen olduğu, sanık haklarının en üst düzeyde korunduğu yargısal bir faaliyettir.

Kovuşturma Evresi Nedir?

Kovuşturma evresi, ceza muhakemesi hukukunun en merkezi ve kritik aşamasıdır. Bu evre, bir suç iddiasının artık yargı makamları önünde aleni olarak tartışıldığı ve bir karara bağlandığı süreci kapsar. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 2/f’de yapılan tanıma göre bu evrenin iki temel ayağı bulunmaktadır: Başlangıcı ve sonu.

Bu evrenin hukuken başladığı an, Cumhuriyet savcısı tarafından hazırlanan iddianamenin, görevli ve yetkili mahkeme tarafından incelenerek kabul edildiği andır (CMK Madde 175). Soruşturma evresinde toplanan delillerin, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşursa (CMK Madde 170/2) mahkeme, iddianameyi kabul ederek yargılama sürecini resmen başlatır. Yargılama başladığı andan itibaren dosyada gizlilik ilkesi kalkar, aleniyet ilkesi kabul edilir.

Bu evrenin sona ermesi ise, ilk derece mahkemesinin verdiği nihai kararın (hüküm) basitçe açıklanmasıyla değil, bu hükmün “kesinleşmesiyle” mümkündür. Kesinleşme, verilen karara karşı olağan kanun yolları olan istinaf (CMK Madde 272) ve temyiz (CMK Madde 286) başvurularının ya hiç yapılmamasıyla, ya sürelerin tükenmesiyle ya da bu yolların tüketilerek Yargıtay veya Bölge Adliye Mahkemesi tarafından nihai kararın verilmesiyle gerçekleşir. Dolayısıyla, kovuşturma evresi; duruşma hazırlığı (CMK Madde 175-181), duruşma (CMK Madde 182-222), hüküm (CMK Madde 223) ve kanun yolu (CMK Madde 260 vd.) süreçlerinin tamamını kapsayan geniş bir zaman dilimini ifade eder.

Bu evrede temel amaç, soruşturma evresinde toplanan ve duruşmada tartışılan deliller ışığında, “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesini de gözeterek, sanığın isnat edilen suçu işleyip işlemediği konusunda vicdani bir kanaate varmak ve adil bir hüküm kurmaktır.

Kovuşturma Yapmakla Görevli Ceza Mahkemeleri

Bir suçun kovuşturma evresi, yani yargılaması, kanunla belirlenmiş görevli ve yetkili mahkemeler tarafından yürütülür. Mahkemelerin görevi hangi tür suçlara bakacaklarını belirler ve bu görev, CMK Madde 3 uyarınca kanunla belirlenir. Görev kuralları kamu düzenindendir, yani taraflar aksini kararlaştıramaz ve mahkeme, bu evrenin her aşamasında görevli olup olmadığını re’sen (kendiliğinden) incelemek zorundadır (CMK Madde 4). Türk ceza yargılaması sisteminde kovuşturma yapmakla görevli temel mahkemeler ve özel kanunlarla kurulmuş bazı mahkemeler şunlardır:

  1. Asliye Ceza Mahkemesi: Ceza yargılamasında genel görevli mahkemedir. Kural olarak, ağır ceza mahkemelerinin ve diğer özel kanunlarla kurulmuş mahkemelerin görev alanına girmeyen tüm suç ve davalara Asliye Ceza Mahkemesi bakar. 5235 Sayılı Kanun, bu mahkemelerin, kanunlarda aksi belirtilmedikçe on yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin davalara bakmakla görevli olduğunu belirtir.
  2. Ağır Ceza Mahkemesi: Adından da anlaşılacağı üzere, toplumda daha fazla infial yaratan ve daha ağır yaptırımları öngörülen suçların yargılandığı mahkemedir. 5235 Sayılı Kanun’un 12. maddesi, ağır ceza mahkemelerinin görev alanını net bir şekilde çizmiştir. Yağma, irtikap, resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, hileli iflas gibi suçların yanı sıra, müebbet hapis, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlara ait davalar ağır ceza mahkemelerinde görülür. Ayrıca devletin güvenliğine, anayasal düzene, milli savunmaya ve casusluğa karşı işlenen suçlar da bu mahkemelerin görev alanındadır. Belirtilen bu suçlar nedeniyle açılan davaların kovuşturma süreci burada yürütülür.
  3. Çocuk Mahkemesi ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi: Suça sürüklenen çocukların (18 yaşını doldurmamış) yargılamaları, onların psikososyal durumlarını gözeten özel mahkemelerde yapılır. Çocuğun işlediği suç Asliye Ceza’nın görev alanındaysa Çocuk Mahkemesi, Ağır Ceza’nın görev alanındaysa Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi görevlidir.
  4. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi: Fikri mülkiyet (telif, patent, marka vb.) hukukundan kaynaklanan suçların kovuşturma yeri bu özel ihtisas mahkemeleridir.
  5. İcra Ceza Mahkemesi: İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen ve disiplin hapsi veya tazyik hapsi gerektiren (örneğin nafaka ödememe, mal beyanında bulunmama gibi) belirli fiillerin yargılandığı, daha hızlı ve basit bir usule tabi olan mahkemelerdir.

Ayrıca, belirli suç türlerindeki yoğunluğa göre (Vergi Suçları, Bilişim Suçları, Finansal Suçlar vb.) mevcut Asliye veya Ağır Ceza Mahkemeleri “İhtisas Mahkemesi” olarak görevlendirilebilir. Bu durum, o suç tipine ilişkin kovuşturma süreçlerinin daha uzmanlaşmış hakimlerce yürütülmesini sağlar.

Kovuşturmaya Geçilmesi Ne Demektir?

Kovuşturmaya Geçilmesi Ne Demektir?
Kovuşturmaya Geçilmesi Ne Demektir?

Soruşturma evresinin tamamlanıp, iddianamenin mahkemece kabul edilmesiyle bu evreye geçilmesi, ceza muhakemesi sürecinde bir dönüm noktasıdır ve çok önemli hukuki sonuçlar doğurur. Bu sonuçlar, hem sürecin işleyişini hem de bireyin statüsünü temelden değiştirir.

İlk ve en belirgin sonuç, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde açıkça tanımlandığı üzere, şüphe altında bulunan kişinin statüsünün değişmesidir. Soruşturma evresinde “şüpheli” (CMK Madde 2/a) olarak anılan kişi, iddianamenin kabulüyle birlikte (CMK Madde 175/1), bu evrede artık “sanık” (CMK Madde 2/b) sıfatını alır. Bu, kişinin artık sadece bir suç şüphesi altında değil, hakkında açılmış bir kamu davasının tarafı olduğu ve mahkeme önünde resmen yargılandığı anlamına gelir.

İkinci önemli sonuç, yargılama faaliyetinin ağırlık merkezinin değişmesidir. Soruşturma evresi, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülür ve bu evrede “gizlilik” ilkesi esastır (CMK Madde 157). Ancak bu evreye geçildiğinde, yetki ve yönetim mahkemeye geçer. Cumhuriyet savcısı artık süreci yöneten değil, “iddia makamı” sıfatıyla davanın bir tarafı haline gelir. Sürecin temel ilkesi gizlilikten, “aleniyet” (kamuya açıklık) ilkesine dönüşür. CMK Madde 182 uyarınca duruşmalar, istisnai durumlar (genel ahlak, kamu güvenliği veya küçüklük) dışında herkese açık olarak yapılır.

Üçüncü olarak, bu evreye geçilmesiyle birlikte “davanın bağlılığı” (litispendans) ilkesi devreye girer. Mahkeme, artık kabul ettiği iddianamede belirtilen “fiil” ve “fail” ile bağlıdır (CMK Madde 225/1). Mahkeme, iddianamede açıklanan ve unsurları gösterilen fiilin dışına çıkarak sanığı başka bir eylemden dolayı yargılayamaz veya iddianamede yer almayan bir kişiyi davaya dahil edemez. Mahkeme, savcının hukuki nitelendirmesiyle (örneğin hırsızlık demesiyle) bağlı olmasa da (CMK Madde 225/2), eylemin değişmesi halinde sanığa ek savunma hakkı vermek zorundadır (CMK Madde 226).

Son olarak, kovuşturma aşamasına geçilmesi, aynı fiil nedeniyle mükerrer yargılamayı (non bis in idem) engeller. CMK Madde 223/7 uyarınca, “Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa” mahkeme, davanın reddine karar vermek zorundadır. Bu süreç başlamışsa, o fiil artık yargılamanın konusu olmuştur.

Kovuşturma Aşamasında Süreç Nasıl İşler?

Kovuşturma aşaması süreci, iddianamenin kabulüyle başlayan ve hükmün kesinleşmesine kadar devam eden, kanunla sıkı şekil şartlarına bağlanmış bir dizi yargısal işlemi içerir. Bu süreç, “duruşma hazırlığı”, “duruşma”, “hüküm” ve “kanun yolları” olmak üzere temel başlıklara ayrılır. Mahkeme, CMK Madde 175 uyarınca iddianameyi kabul ettiğinde, kovuşturma resmen başlar ve mahkeme bir “duruşma hazırlığı” evresine girer. Bu aşamada ilk olarak bir duruşma günü belirlenir ve duruşmada hazır bulunması gereken kişiler (sanık, müdafii, tanıklar, bilirkişiler vb.) çağrılır.

Bu sürecin en kritik adımlarından biri, sanığın savunma hakkının temeli olan “iddianamenin sanığa tebliği ve sanığın çağrılması” işlemidir (CMK Madde 176). İddianame ve duruşma gününü bildiren çağrı kağıdı sanığa tebliğ edilir. Kanun, sanığın savunmasını hazırlayabilmesi için tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunmasını zorunlu kılmıştır (CMK 176/4). Bu süre zarfında sanık, “savunma ve delillerinin toplanması istemi” hakkını kullanabilir (CMK Madde 177). Sanık, duruşma gününden en az beş gün önce, dinlenmesini istediği tanık veya bilirkişileri ya da toplanmasını istediği delilleri mahkemeye bir dilekçe ile bildirebilir.

Bu sürecin merkezi “duruşma” evresidir. Duruşma, CMK Madde 191 uyarınca sanığın ve müdafinin hazır olup olmadığının tespiti ve iddianamenin kabulü kararının okunmasıyla başlar. Sanığın kimlik tespiti yapılır, hakları (özellikle susma hakkı) hatırlatılır ve iddianamedeki suçlamalar anlatılır. Ardından sanığın “sorgu”su yapılır. Sorgudan sonra “delillerin ortaya konulması ve tartışılması” aşamasına geçilir (CMK Madde 206). Tanıklar ve bilirkişiler dinlenir, belgeler okunur ve taraflara (Cumhuriyet savcısı, katılan, sanık ve müdafii) bu delillere karşı “diyecekleri” sorulur (CMK Madde 215).

Delillerin tartışılması tamamlandığında, Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını (son görüşünü) sunar. Ardından sanık ve müdafiine esas hakkında savunmalarını yapmaları için söz verilir. CMK Madde 216/3 uyarınca “son söz” daima sanığa aittir. Bu aşamadan sonra mahkeme “duruşmanın sona erdiğini” açıklar (CMK Madde 223/1) ve hükmü vermek üzere müzakereye çekilir. Müzakere sonunda mahkeme, “beraat”, “mahkûmiyet”, “ceza verilmesine yer olmadığı” veya “davanın düşmesi/reddi” gibi “hüküm” türlerinden birini açıklar. Bu hükmün tebliğinden itibaren, tarafların istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma hakkı doğar. Bu kanun yolu süreci de bu evreye dahildir ve süreç, hükmün kesinleşmesiyle nihai olarak sona erer.

İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Bu evrenin adil bir şekilde yürütülebilmesi, temel olarak sanığın “savunma hakkı”nı tam ve eksiksiz kullanabilmesine bağlıdır. Bu hakkın kullanılabilmesinin ilk ve mutlak şartı, sanığın ne ile suçlandığını bilmesidir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) bu gerekliliği, CMK Madde 176 altında “İddianamenin sanığa tebliği ve sanığın çağrılması” başlığıyla güvence altına almıştır. İddianamenin mahkemece kabulünü (CMK Madde 175) takiben, mahkeme derhal bir duruşma günü belirler ve sanığa, duruşma gününü bildiren “çağrı kâğıdı” ile birlikte “iddianame”yi de tebliğ eder (CMK 176/1).

Bu tebligat, sanığın aleyhindeki iddiaları öğrenmesi, bir müdafi (avukat) yardımı alması ve savunma stratejisini belirlemesi için hayati önem taşır. Kanun koyucu, bu hazırlık sürecinin önemine binaen, sanığa asgari bir süre tanımayı zorunlu kılmıştır. CMK Madde 176/4 uyarınca, “çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerekir.” Bu bir haftalık süreye riayet edilmemesi, savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir. Şayet bu süreye uyulmadan duruşmaya başlanırsa, sanığa bu durum hatırlatılır ve kendisinin istemesi halinde duruşmaya ara verilmesi zorunludur (CMK Madde 190/2).

Çağrının niteliği, sanığın tutuklu olup olmamasına göre değişir. Eğer sanık tutuklu değilse (serbest ise), kendisine gönderilen çağrı kâğıdına, “mazereti olmaksızın gelmediğinde zorla getirileceği” açıkça yazılır (CMK 176/2). Bu, kovuşturma evresinde sanığın duruşmada hazır bulunmasının (CMK Madde 193) kural olduğuna işaret eder. Eğer sanık tutuklu ise, çağrı, duruşma gününün kendisine tebliğ edilmesi (bildirilmesi) suretiyle yapılır. Bu tebliğ işlemi genellikle tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda, bir tutanakla (CMK 176/3) gerçekleştirilir. Ayrıca tutuklu sanığa, savunması için bir istemde bulunup bulunmayacağı ve neleri talep edeceği de sorulur. Son yıllarda yapılan bir eklemeyle, bu resmi tebligatlara ek olarak, dosyada iletişim bilgileri varsa telefon, e-posta gibi araçlarla da bilgilendirme yapılabileceği, ancak bu bilgilendirmenin resmi çağrı kağıdının hukuki sonuçlarını (örneğin zorla getirme) doğurmayacağı belirtilmiştir (CMK 176/1).

Sanığın Savunma ve Delillerinin Toplanması İstemi

Ceza muhakemesinin bu evresinde hakim olan en temel ilkelerden biri “silahların eşitliği” ilkesidir. Bu ilke, iddia makamının (Cumhuriyet savcısı) ve savunma makamının (sanık ve müdafii) eşit koşullarda ve eşit imkanlarla yargılamaya katılmasını gerektirir. İddia makamı, soruşturma evresi boyunca topladığı delilleri iddianame ile mahkemeye sunarken, savunma makamının da kendi lehine olan delilleri sunma, toplatma ve tartışmaya açma hakkı bulunmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) bu hakkı, bu evrenin hemen başında, CMK Madde 177’de “Sanığın savunma delillerinin toplanması istemi” başlığı altında özel olarak düzenlemiştir.

İddianame kendisine tebliğ edilen (CMK 176) sanık, duruşma başlamadan önce savunmasını hazırlarken, lehe olan delillerin toplanmasını veya belirli tanık/bilirkişilerin duruşmaya davet edilmesini mahkemeden talep edebilir. CMK Madde 177/1, bu talebin usulünü belirlemiştir: Sanık, bu taleplerini içeren dilekçesini, “duruşma gününden en az beş gün önce” mahkeme başkanına veya hâkime sunmalıdır. Bu süre şartı, mahkemenin talepleri değerlendirmesi ve kabul edilen talepler (örneğin tanıkların çağrılması) için gerekli hazırlıkları yapabilmesi (tebligatların çıkarılması) için öngörülmüştür.

Bu dilekçede sanığın, sadece “şu tanık dinlensin” demesi yeterli değildir. CMK 177/1, “bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle” talebin yapılmasını şart koşar. Yani sanık, dinlenmesini istediği tanığın hangi olayı aydınlatacağını, toplanmasını istediği delilin (örneğin bir kamera kaydı) savunmasının hangi noktasıyla ilgili olduğunu somut olarak açıklamak durumundadır. Mahkeme bu talebi inceledikten sonra, kabul veya ret yönünde bir karar verir ve bu kararı “derhal” sanığa bildirir (CMK 177/2). Mahkeme, talebi, delilin davayla ilgisi olmaması (CMK 206/2/b) veya sadece davayı uzatma maksatlı olması (CMK 206/2/c) gibi nedenlerle reddedebilir. Kabul edilen talepler (örneğin çağrılacak yeni tanıklar) hakkında, silahların eşitliği ilkesi gereği, iddia makamı olan Cumhuriyet savcısına da bilgi verilir (CMK 177/3).

Çağrılması Reddedilen Tanığın ve Uzman Kişinin Doğrudan Mahkemeye Getirilmesi

Ceza kovuşturma sistemimiz, “delil serbestisi” (CMK Madde 217/2) ve “adil yargılanma” ilkeleri üzerine kuruludur. Mahkeme, maddi gerçeğe ulaşmak için delilleri değerlendirirken, tarafların (özellikle sanığın) delil sunma haklarını da güvence altına almak zorundadır. Sanığın, CMK Madde 177 uyarınca, duruşma öncesinde bir tanığın veya uzmanın davet edilmesini talep ettiğini, ancak mahkemenin bu talebi (örneğin, delilin karara etkisi olmayacağı gerekçesiyle) reddettiğini varsayalım. Bu durumda sanığın savunma hakkı tamamen kısıtlanmış mı olur? Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) bu duruma bir çözüm olarak CMK Madde 178’i öngörmüştür.

CMK Madde 178, hem sanığa hem de davaya katılan tarafa (katılan), mahkemenin resmi olarak davet etmeyi reddettiği (dilekçeyi reddettiği) tanık veya uzman kişiyi, masrafları kendisine ait olmak üzere “doğrudan mahkemeye getirme” hakkı tanır. Bu, “silahların eşitliği” ilkesinin somut bir yansımasıdır. Mahkeme, resmi kanallarla (tebligat, zorla getirme) o kişiyi çağırmayı kabul etmese de, taraflardan biri o kişiyi duruşma salonunda hazır ederse, mahkemenin kural olarak o kişiyi dinleme zorunluluğu doğar. Kanun metnindeki “Bu kişiler duruşmada dinlenir.” ifadesi, mahkemeye bir takdir hakkı değil, bir yükümlülük getirmektedir.

Bu hak, sanığın savunmasını güçlendirmesi veya katılanın zararını ispatlaması için çok önemli bir imkandır. Örneğin, mahkemenin “olayla ilgisi yok” diyerek reddettiği bir tanığın, sanık tarafından duruşmaya getirildiğinde, sanığın o saatte başka bir yerde olduğunu (lehe delil) beyan etmesi, bu sürecin seyrini tamamen değiştirebilir. Ancak bu hak sınırsız değildir. 3 Ekim 2016’da yapılan bir kanun değişikliği ile CMK Madde 178’e, “Ancak, davayı uzatmak amacıyla yapılan talepler reddedilir.” cümlesi eklenmiştir.

Bu ekleme, mahkemeye bir takdir hakkı tanımıştır. Eğer sanığın, davayla ilgisi olmayan ve sadece süreci akamete uğratmak için (örneğin zamanaşımına uğratmak) onlarca kişiyi “tanık” diye duruşmaya getirdiği anlaşılırsa, mahkeme bu kötüye kullanımı engelleyerek bu kişileri dinlemeyi reddedebilir.

Çağrılan Tanıkların Ad ve Adreslerinin Sanığa ve Cumhuriyet Savcısına Bildirilmesi

Adil bir kovuşturma süreci, tarafların birbirlerinin hamlelerinden haberdar olmasını ve savunmalarını buna göre hazırlamasını gerektiren “çelişmeli yargılama” (adversarial principle) ilkesine dayanır. Yargılamanın hiçbir aşamasında tarafların “sürpriz delil” veya “sürpriz tanık” ile karşı karşıya bırakılması beklenemez. Zira, hakkında önceden bilgi sahibi olunmayan bir delil veya tanığa karşı o an duruşmada sağlıklı bir savunma veya iddia geliştirmek mümkün değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 179, bu ilkeyi güvence altına almak amacıyla, taraflara karşılıklı bildirim yükümlülüğü getirmiştir.

Bu madde iki yönlü bir yükümlülük düzenler:

  1. Sanığın Bildirim Yükümlülüğü (CMK 179/1): Sanık, bu süreç başladıktan sonra, iddianamede yer almayan ancak kendisinin dinletmek istediği (ister CMK 177 uyarınca davetini talep ettiği, isterse CMK 178 uyarınca doğrudan duruşmaya getireceği) tanık ve bilirkişilerin kimlik (ad) ve iletişim (adres) bilgilerini, “makul süre içinde” Cumhuriyet savcısına bildirmek zorundadır. Bu sayede iddia makamı olan savcı, savunmanın hangi tanıklara dayandığını görebilir, bu tanıklar hakkında (gerekirse) bir araştırma yapabilir ve duruşmada bu tanıklara yönelteceği soruları (çapraz sorgu) hazırlayabilir.
  2. Cumhuriyet Savcısının Bildirim Yükümlülüğü (CMK 179/2): Aynı ilke, Cumhuriyet savcısı için de geçerlidir. Savcı, iddianamede belirttiği tanık ve bilirkişiler dışında, bu aşamada (belki sanığın savunmasına karşı yeni bir iddia geliştirmek için) başka kişileri de duruşmaya davet ettirmek isteyebilir. Bu durumda savcı da, bu yeni tanıkların ad ve adreslerini “makul süre içinde” sanığa (veya müdafiine) bildirmekle yükümlüdür. Bu, savunma makamının, aleyhine ifade verecek kişileri önceden bilmesini, bu kişilerin beyanlarına karşı savunma hazırlamasını ve çapraz sorgu için gerekli çalışmayı yapmasını sağlar.

Kanunda belirtilen “makul süre” ifadesi, somut olayın koşullarına göre değişmekle birlikte, en azından diğer tarafın duruşmaya kadar hazırlık yapmasına imkan tanıyacak bir zaman dilimini ifade eder. Bu bildirim yükümlülüklerine uyulmaması, savunma hakkının veya iddia hakkının kısıtlanması anlamına geleceğinden, kovuşturma sürecinde ciddi bir usul hatası (bozma nedeni) teşkil edebilir.

Tanık veya Bilirkişilerin Dinleneceği Günün Bildirilmesi

Kovuşturma evresinde temel kural, delillerin doğrudan aracısız şekilde sunulması gerekir. Bu, hükmü verecek olan mahkemenin huzurunda ve tarafların katılımıyla (çelişmeli yargılama) tartışılmasıdır (CMK Madde 217/1). Ancak bazen tanık veya bilirkişinin duruşmada hazır bulunması fiilen imkansız olabilir. Örneğin, tanık başka bir ilde yaşıyordur, ağır hastadır veya yurt dışındadır. Bu gibi durumlarda CMK Madde 180, mahkemeye o kişinin “istinabe” (başka bir yerdeki mahkemeden yardım isteme) veya “naip hâkim” (heyetten bir hâkimi görevlendirme) yoluyla dinlenmesine karar verme yetkisi tanır.

İşte CMK Madde 181, bu şekilde ana duruşma salonu dışında yapılacak olan dinlemeler sırasında tarafların haklarının nasıl korunacağını düzenler. Maddi gerçek, sadece hâkimin huzurunda değil, tarafların katılımıyla ortaya çıkarılır. Bu nedenle, başka bir şehirde istinabe yoluyla dinlenecek bir tanığın veya keşif yapılacak bir yerin tarihi belirlendiğinde, bu işlemin günü ve saati, mutlaka ilgili taraflara bildirilmek zorundadır (CMK 181/1).

Duruşma günü bildirimi kimlere yapılır? CMK 181/1’e göre, dinlemenin yapılacağı gün; Cumhuriyet savcısına, suçtan zarar görene (veya vekiline), sanığa ve müdafiine bildirilir. Bu bildirimin amacı, tarafların o gün, o saatte, istinabe olunan mahkemede (veya keşif yerinde) bizzat veya avukatları aracılığıyla hazır bulunmalarını sağlamaktır. Taraflar, bu sayede tanığa/bilirkişiye CMK Madde 201 uyarınca soru sorma, beyanlarına itiraz etme ve delilin toplanma sürecini denetleme hakkını kullanabilirler. Bu işlem sırasında düzenlenen tutanağın bir örneği de, eğer hazır bulunuyorlarsa, Cumhuriyet savcısına ve müdafie verilir.

CMK Madde 181/3, tutuklu sanıklar için özel bir düzenleme getirir. Eğer tanık, sanığın tutuklu bulunduğu yerdeki mahkemede dinlenecekse (örneğin, sanık Ankara’da tutuklu ve tanık da Ankara’daki başka bir mahkemede dinlenecekse), sanık bu işlemde “hazır bulundurulmasını isteme” hakkına sahiptir. Ancak, işlem başka bir şehirde yapılacaksa (sanık Ankara’da tutuklu, tanık İstanbul’da dinlenecekse), sanığın nakli (sevki) ciddi bir güvenlik ve lojistik sorun olduğundan, kural olarak sanık bu istemde bulunamaz. Fakat kanun, hâkim veya mahkemeye “zorunlu sayılan hâllerde” (örneğin, tanıkla sanığın mutlaka yüzleştirilmesi gerekiyorsa) sanığın o işlem için başka şehre nakline karar verme takdir yetkisini tanımıştır.

Kovuşturma Aşamasında Duruşma

Kovuşturma evresinin merkezi ve en yoğun aşaması duruşmadır. Duruşma, mahkemenin mağdurları ve sanıkları dinlediği, kural olarak sözlü yargılamanın devam ettiği, aleni olarak dosyanın incelendiği aşamadır. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 182. madde ve devamında duruşmanın yürütülüşüne dair temel normları belirlemiştir.

  1. Duruşmalar aleni (kamuya açık) yapılır. (CMK Madde 182-187): Duruşmanın temel ilkesi aleniyettir; yani duruşmalar kural olarak “herkese açıktır” (CMK 182/1). Bu, Anayasa’nın 141. maddesiyle de güvence altına alınmış olup, yargılamanın şeffaf ve kamu denetimine tabi olmasını sağlar. Ancak, “genel ahlâkın” veya “kamu güvenliğinin” kesin olarak gerekli kıldığı hallerde, mahkeme gerekçeli bir kararla duruşmanın bir kısmının veya tamamının “kapalı” yapılmasına karar verebilir (CMK 182/2). Ne olursa olsun, kapalılık kararı ve nihai hüküm, mutlaka açık duruşmada tefhim edilir (ilan edilir). Ayrıca, sanığın 18 yaşını doldurmamış olması (küçük olması) halinde, duruşmanın kapalı yapılması zorunludur (CMK 185). Kapalı duruşmanın içeriğinin yayımlanması yasaktır (CMK 187).
  2. Duruşmada Hazır Bulunması Gerekenler (CMK Madde 188): Bir duruşmanın hukuken geçerli olabilmesi için hükme katılacak hâkim(ler), Cumhuriyet savcısı ve zabıt kâtibinin hazır bulunması “şarttır”. Eğer CMK 150 kapsamında bir “zorunlu müdafilik” durumu varsa, müdafiin de hazır bulunması şarttır (Ancak müdafiin mazeretsiz gelmemesi duruşmaya devamı engelleyebilir).
  3. Duruşmanın Yürütülmesi (CMK Madde 191-192): Duruşma, mahkeme başkanı veya hâkimin yönetimi altında (CMK 192) başlar. Mahkeme başkanı, duruşmanın başladığını ve iddianamenin kabulü kararını okuyarak süreci başlatır (CMK 191/1). Tanıklar salondan dışarı çıkarılır. Duruşmada sırasıyla; sanığın kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu öğrenilir (CMK 191/3/a), iddianamedeki suçlamalar ve dayanak deliller sanığa anlatılır (CMK 191/3/b), sanığa CMK 147’de belirtilen hakları (müdafi hakkı, susma hakkı vb.) hatırlatılır (CMK 191/3/c) ve son olarak sanık savunma yapmaya hazırsa “sorgu”suna başlanır (CMK 191/3/d).
  4. Sanığın Duruşmada Hazır Bulunması (CMK Madde 193-196): Bu evrede kural, sanığın duruşmada bizzat hazır bulunmasıdır (“yüz yüzelik” ilkesi). CMK 193/1, “Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz.” der. Ancak, sanık sorgusu yapılmışsa mahkeme bazı oturumlar için sanığı “bağışık” tutabilir (CMK 196/1) veya sanık SEGBİS (görüntülü sistem) aracılığıyla duruşmaya katılabilir (CMK 196/4). Sadece adli para cezası veya müsadere gerektiren suçlarda sanık gelmese de duruşma yapılabilir (CMK 195).
  5. Soru Sorma Hakkı (CMK Madde 201): Duruşma, delillerin pasif bir şekilde sunulduğu bir yer değildir. CMK Madde 201, taraflara (Cumhuriyet savcısı, müdafi ve katılan vekili) “doğrudan soru yöneltme” hakkı tanımıştır. Bu, çelişmeli yargılamanın temelidir. Taraflar, sanığa, tanıklara ve bilirkişilere duruşma disiplini içinde doğrudan soru sorarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkıda bulunurlar. İstanbul Ceza Avukatı soru sorma hakkını etkin olarak değerlendirerek maddi gerçeğin ortaya çıkmasına ve müvekkillerinin haklarının eksiksiz korunmasını sağlar.

Duruşma Tutanağı

Kovuşturma evresinin merkezi olan duruşmada gerçekleşen her işlem, söylenen her söz ve alınan her karar, hukuki bir değer taşır ve yargılamanın seyrini etkiler. “Söz uçar, yazı kalır” ilkesi, ceza muhakemesinde hayati bir önemdedir. Duruşmanın nasıl yapıldığını, usul kurallarına uyulup uyulmadığını ve delillerin nasıl tartışıldığını gösteren resmi belgeye “duruşma tutanağı” (veya halk arasında bilinen adıyla “duruşma zaptı”) denir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 219, “Duruşma için tutanak tutulur.” diyerek bu işlemi zorunlu kılmıştır.

Duruşma tutanağının ispat gücü muazzamdır. CMK Madde 222, bu durumu “Duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı, ancak tutanakla ispat olunabilir.” şeklinde netleştirir. Yani, bir taraf daha sonra “duruşmada tanığa yemin ettirilmedi” veya “sanığa son söz verilmedi” gibi bir usul hatasını iddia etmek isterse, kanun yolu (istinaf/temyiz) mercii sadece duruşma tutanağına bakar. Tutanakta o işlem görünmüyorsa, yapılmamış sayılır; görünüyorsa, yapılmış kabul edilir. Bu resmi belgeye karşı ileri sürülebilecek tek iddia “sahtecilik” iddiasıdır (CMK 222).

Bu yüksek ispat gücü nedeniyle, tutanağın içeriği ve şekli de CMK tarafından detaylıca düzenlenmiştir. Tutanak, mutlaka mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanmalıdır (CMK 219/1). Eğer duruşma SEGBİS gibi teknik araçlarla kayda alınmışsa, bu kayıtlar derhal yazılı tutanağa dönüştürülür ve yine imzalanır.

CMK Madde 221, tutanağın asgari içeriğini belirler. Tutanakta; oturuma katılan sanık, müdafi, katılan, vekil, tanık ve bilirkişilerin kimlikleri, duruşmanın seyrini gösteren tüm temel unsurlar, sanığın sorgusundaki açıklamaları (sanık açıklamaları), tanıkların yeminli ifadeleri (tanık ifadeleri), bilirkişi raporları ve açıklamaları, duruşmada okunan belgeler (CMK 209), tarafların sunduğu talepler (istemler) ve bu taleplere ilişkin mahkemenin ara kararları ile nihai “hüküm” yer almak zorundadır. Bu tutanak, bu sürecin hafızası ve hukuki denetiminin tek aracıdır.

Delillerin Tartışılması ve İspat

Kovuşturma evresinin kalbi olan duruşma, delillerin mahkemeye sunulduğu, hukuka uygunluklarının denetlendiği ve taraflarca “çelişmeli yargılama” ilkesi gereğince tartışıldığı bir platformdur. Sanığın sorgusu (CMK 191) yapıldıktan sonra “delillerin ortaya konulması” aşamasına geçilir (CMK 206/1). Ancak, her türlü bilgi veya belge “delil” olarak kabul edilmez. CMK, delillerin kabulü ve reddi konusunda mahkemeye net kriterler sunmuştur.

CMK Madde 206/2’ye göre, ortaya konulması istenen bir delil, eğer “kanuna aykırı olarak elde edilmişse” (hukuka aykırı delil) mahkemece reddedilmek zorundadır. Bu, “zehirli ağacın meyvesi zehirlidir” ilkesinin bir yansımasıdır ve Anayasal bir güvencedir. Örneğin, izinsiz bir dinleme kaydı veya işkence altında alınmış bir ikrar, bu aşamada delil olarak kullanılamaz. Ayrıca, delilin “ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa” (ilgisizse) veya talep “sadece davayı uzatmak maksadıyla” yapılmışsa da mahkeme delilin ortaya konulmasını reddedebilir.

Deliller ortaya konulduktan (tanıklar dinlendikten, belgeler okunduktan) sonra, CMK Madde 215 uyarınca, taraflara (katılan, savcı, sanık, müdafii) bu delillere karşı “diyecekleri” (beyanları) sorulur. Tüm deliller toplandıktan sonra, kovuşturma sürecinin “delillerin tartışılması” olarak bilinen nihai aşamasına (kapanış konuşmaları) geçilir. CMK Madde 216, bu tartışmanın sırasını belirlemiştir: İlk söz katılana (veya vekiline), sonra Cumhuriyet savcısına, en son ise sanığa ve müdafiine verilir. Tarafların birbirlerinin açıklamalarına cevap verme (rebuttal) hakkı vardır (CMK 216/2). Bu tartışma aşamasının en kritik ve dokunulmaz kuralı CMK 216/3’te yer alır: “Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir.” Bu hakkın kullandırılmaması, tek başına Yargıtay tarafından “bozma” sebebi sayılan mutlak bir usul hatasıdır.

İspat konusunda ise CMK Madde 217, modern ceza hukukunun iki temel ilkesini benimser:

  1. Vicdani Kanaat ve Delil Serbestisi: “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.” (CMK 217/1).
  2. Hukuka Uygun Delil Zorunluluğu: “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” (CMK 217/2). Bu iki ilke, kovuşturma sonunda verilecek hükmün, hem hukuka uygun toplanmış hem de duruşmada özgürce tartışılmış delillere dayanması gerektiğini temin eder.

Duruşmanın Sona Ermesi ve Hüküm

Kovuşturma evresinin ana aşaması olan duruşma, delillerin tartışılması (CMK 216) ve son sözün sanığa verilmesi (CMK 216/3) ile tamamlanır. Bu aşamadan sonra mahkeme başkanı “duruşmanın sona erdiğini” açıklar (CMK 223/1) ve heyet, kararını (hüküm) vermek üzere müzakereye (görüşme) çekilir (CMK 227). Müzakere gizlidir, sadece hükme katılacak hâkimler bulunabilir. Hâkimler oylarını verdikten sonra (CMK 229), nihai karar, yani “hüküm” ortaya çıkar. CMK Madde 223, bu aşamanın sonunda mahkemenin verebileceği “hüküm” türlerini sınırlı sayıda (numerus clausus) belirlemiştir:

  1. Beraat (CMK 223/2): Sanığın suçsuz bulunduğuna dair karardır. Beraat kararı;
  • Fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
  • Fiilin sanık tarafından işlenmediğinin sabit (kesin) olması,
  • Failin kast veya taksirinin bulunmaması,
  • Olayda bir hukuka uygunluk nedeninin (örn. meşru savunma) bulunması,
  • Veya en yaygın şekliyle; fiilin sanık tarafından işlendiğinin “sabit olmaması” (delil yetersizliği) hallerinde verilir. Bu son durum, “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesinin bir sonucudur.
  1. Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (CVYO) (CMK 223/3-4): Bu durumda, fiil işlenmiştir ancak faile (sanığa) ceza verilememektedir. Bunun nedeni sanığın “kusurunun” olmaması (örn. yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, zorunluluk hali) (m. 223/3) veya fiilin haksızlık içeriğinin azlığı ya da etkin pişmanlık gibi “şahsi cezasızlık” sebeplerinin varlığı (m. 223/4) olabilir.
  2. Mahkûmiyet (CMK 223/5): Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin “sabit olması” (şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanması) halinde verilen karardır.
  3. Güvenlik Tedbiri (CMK 223/6): Mahkûmiyetin yanı sıra veya bazen tek başına (örn. akıl hastaları için) uygulanan tedbirlerdir (örn. müsadere, tedavi).
  4. Davanın Reddi (CMK 223/7): Genellikle “non bis in idem” (aynı fiilden iki kez yargılama olmaz) ilkesi gereği, aynı fiil ve fail hakkında daha önce açılmış bir dava veya verilmiş bir hüküm varsa verilir.
  5. Davanın Düşmesi (CMK 223/8): Yargılamaya engel bir durumun ortaya çıkması halinde verilir. En yaygın nedenleri; zamanaşımı, sanığın ölümü veya şikâyete bağlı suçlarda şikâyetten vazgeçilmesidir.

Mahkeme, bu hükümlerden birini gerekçesiyle birlikte açıklar (CMK 231) ve böylece kovuşturma evresinin ilk derece aşaması sona erer.

Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

Kovuşturma süreci sonunda verilen hüküm, keyfi bir karar değil, Anayasa’nın 141. maddesi ve CMK Madde 34 uyarınca “gerekçeli” olmak zorundadır. Gerekçe, mahkemenin vardığı sonuca hangi delillere dayanarak, hangi hukuki süreçleri izleyerek ulaştığını gösteren, kararın “inandırıcılığını” ve “hukuki denetimini” sağlayan metindir. CMK, hükmün “gerekçe” (CMK 230) ve “hüküm fıkrası” (CMK 232) olarak iki temel bölümden oluşacağını ve bunların neleri içermesi gerektiğini detaylıca düzenlemiştir.

Hükmün Gerekçesi (CMK Madde 230): Gerekçe, kararın “neden” verildiğini açıklar. Özellikle bir “mahkûmiyet” hükmünün gerekçesinde (CMK 230/1):

  • İddia (savcının mütalaası) ve savunmanın (sanık ve müdafiin beyanları) ileri sürdüğü temel görüşler özetlenir.
  • Delillerin tek tek tartışılması ve değerlendirilmesi yapılır. Hangi delile neden itibar edildiği (hükme esas alınan) ve hangi delilin neden reddedildiği (örn. tanık beyanındaki çelişki) açıklanır.
  • En önemlisi, eğer dosyada “hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller” varsa, bunların neler olduğu “açıkça gösterilir” ve karara esas alınmadığı belirtilir (CMK 230/1/b).
  • Mahkemenin ulaştığı kanaat, sanığın sabit görülen fiili, suçun hukuki nitelendirmesi ve TCK 61. madde (cezanın belirlenmesi) ile TCK 62. madde (takdiri indirim) uyarınca cezanın nasıl hesaplandığı (temel ceza, artırım ve indirimler) adım adım gösterilir.
  • Eğer ceza ertelenmişse (TCK 51) veya HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması – CMK 231) kararı verilmişse, bunların dayanakları açıklanır. Eğer “beraat” kararı verilmişse, gerekçede CMK 223/2’deki beraat nedenlerinden hangisine (örn. delil yetersizliği, suçun sanık tarafından işlenmediğinin sübutu vb.) dayanıldığı açıkça gösterilmelidir (CMK 230/2).

Hüküm Fıkrası (CMK Madde 232): Bu, kararın “ne” olduğunu açıklayan, icrai nitelikteki sonuç bölümüdür.

  • “Türk Milleti Adına” başlığıyla (CMK 232/1) verilir.
  • Kararı veren mahkeme, hâkimler, savcı, kâtip, taraflar ve sanığın kimlik bilgileri ile sanığın tutukluluk durumu yazılır (CMK 232/2).
  • Gerekçeli kararın, hükmün açıklanmasından (tefhim) itibaren en geç 15 gün içinde dosyaya konulması zorunludur (CMK 232/3).
  • En önemlisi, hüküm fıkrasında “tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça” (CMK 232/6) şunlar gösterilmelidir: Verilen kararın ne olduğu (örn. beraat, mahkûmiyet), uygulanan kanun maddeleri, ceza miktarı (örn. 5 yıl 2 ay hapis) ve tarafların “kanun yollarına başvurma olanağının bulunup bulunmadığı, başvuru olanağı varsa süresi (örn. iki hafta) ve mercii (örn. Bölge Adliye Mahkemesi)”. Bu bildirim yapılmazsa, kanun yolu süresi başlamaz.

Duruşma Aşamasında Uyulması Gereken İlkeler

Kovuşturma evresinin temeli olan duruşma aşaması, belirli ilkelere tabi olmadan yürütülemez. Bu ilkeler, adil yargılanma hakkının (Anayasa Madde 36) ve ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşma hedefinin teminatıdır. CMK, duruşma sürecini bu temel ilkeler üzerine inşa etmiştir:

  1. Aleniyet İlkesi (Kamuya Açıklık): CMK Madde 182/1, “Duruşma herkese açıktır.” diyerek bu ilkeyi temel kural olarak belirlemiştir. Yargılamanın kamuya açık yapılması, toplumun adaletin işleyişini denetlemesini sağlar ve yargılamaya karşı güveni artırır. Bu ilke, Anayasa’nın 141. maddesinde de güvence altına alınmıştır. İstisnaları (genel ahlâk, kamu güvenliği, çocuk sanıklar) CMK’ da açıkça belirtilmiştir (CMK 182/2, 185).
  2. Sözlülük İlkesi: Ceza yargılamasında hüküm, “sözlü” olarak ifade edilen ve tartışılan delillere dayanır. Soruşturma evresi “yazılı” iken, kovuşturma evresi sözlüdür. Tanıklar duruşmaya gelir ve beyanlarını sözlü olarak verir (CMK 201). Taraflar iddia ve savunmalarını sözlü olarak yapar (CMK 216). Belgelerin okunması (CMK 209) veya eski ifadelerin okunması (CMK 211) istisnadır. Hâkimin, tanığın veya sanığın yüzüne bakarak, beyanlarını bizzat duyması, vicdani kanaatin (CMK 217/1) sağlıklı oluşması için gereklidir.
  3. Doğrudan Doğruyalık İlkesi (Vasıtasızlık): Bu ilke, hâkimin, delillerle arasında hiçbir “vasıta” (aracı) olmadan, onlarla doğrudan temas etmesini ifade eder. Hükmü verecek olan hâkim(ler), sanığı bizzat görmeli (CMK 191), tanığı bizzat dinlemeli (CMK 201), keşif yapılacaksa bizzat orada bulunmalıdır (CMK 83). Bu nedenle, başka bir mahkeme aracılığıyla delil toplanması (istinabe – CMK 180) veya naip hâkim görevlendirilmesi istisnai durumlardır. Hâkimin değişmesi durumunda, bu ilke gereği, önceki hâkimin dinlediği tanıkların yeniden dinlenmesi gerekebilir.
  4. (İddianame ile) Bağlılık İlkesi: Bu ilke, kovuşturma evresinin sınırlarını çizer ve CMK Madde 225’te düzenlenmiştir. Mahkeme, Cumhuriyet savcısının hazırladığı iddianamede belirtilen “fiil” (eylem) ve “fail” (sanık) ile bağlıdır. Mahkeme, “Bu sanık bu suçu değil ama iddianamede hiç bahsedilmeyen başka bir suçu işlemiş” diyerek o suçtan ceza veremez (CMK 225/1). Ancak mahkeme, savcının eyleme verdiği hukuki isimle (suçun nitelendirilmesi) bağlı değildir (CMK 225/2). Örneğin, savcı “kasten yaralama” dese de, mahkeme olayın “öldürmeye teşebbüs” olduğuna kanaat getirebilir. Fakat bu durumda, yani suçun niteliği sanığın aleyhine değişiyorsa, CMK Madde 226 gereği “ek savunma” hakkı vermesi zorunludur.

Kovuşturma Hakkında Mahkeme Kararları

Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 13.07.2015 gün ve 2015/86840 soruşturma sayılı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda “resmi belgede sahtecilik” ve “tehdit” suçları yönünden ek kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiği ancak, mercii … Sulh Ceza Hakimliğinin 11.08.2015 gün ve 2015/2964 D. İş sayılı kararında, … Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 13.07.2015 gün ve 2015/86840 soruşturma sayılı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda bahsi geçen “tehdit” suçuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmakla, “tehdit” suçundan verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara vaki itiraz hususunda mahallinde merciince bir karar verilmesi olanaklı görülmüş, merciin, … Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 13.07.2015 gün ve 2015/86840 soruşturma sayılı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda bahsi geçen “resmi belgede sahtecilik” suçundan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karara vaki itirazın kabulüne ilişkin kararı yönünden inceleme yapılmıştır.

İncelenen dosya içeriğine göre; … Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 06.05.2015 gün ve 2014/52905 soruşturma, 2015/44249 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin … Sulh Ceza Hakimliğinin 10.06.2015 gün ve 2015/2416 D. İş sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince kesin nitelikte olması karşısında, anılan kararı müteakip müşteki … tarafından, “resmi belgede sahtecilik” suçu yönünden, önceki şikayet konuları ile aynı mahiyetteki 11.06.2015 tarihli dilekçe ile yeniden yapılan başvuru üzerine … Cumhuriyet Başsavcılığınca, aynı mahiyetteki suçlama hakkında daha önce merciince değerlendirme yapıldığından bahisle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği cihetle, merciince, müşteki tarafından 13.07.2015 günlü ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik yapılan 27.07.2015 tarihli itiraz hususunda, “resmi belgede sahtecilik” suçu yönünden, karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi yerine, yazılı şekilde itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet bulunmadığı anlaşılmakla, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, … Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 13.07.2015 gün ve 2015/86840 soruşturma sayılı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın kabulüne ilişkin mercii … Sulh Ceza Hakimliğinin 11.08.2015 gün ve 2015/2964 D. İş sayılı kararının CMK’nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 14.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 21. Ceza Dairesi, 2016/7460 E.,  2016/5230 K.)

Kovuşturmanın Ertelenmesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Katılanlar vekilinin temyiz isteminin sanık … hakkında mala zarar verme suçundan kurulan beraat hükmünü ve hakaret suçundan verilen kovuşturmanın ertelenmesine dair kararı da kapsadığı halde, tebliğname içeriğinde sanık … hakkında mala zarar verme suçundan kurulan beraat hükmüne ve hakaret suçundan verilen kovuşturmanın ertelenmesine dair katılanlar vekilinin temyizine ilişkin görüş belirtilmediği anlaşıldığından, sanık … hakkında mala zarar verme suçundan kurulan beraat hükmüne ve hakaret suçundan verilen kovuşturmanın ertelenmesine dair katılanlar vekilinin temyiz istemi ile ilgili ek tebliğname düzenlenerek Dairemize gönderilmesi için dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na GÖNDERİLMESİNE, 04/04/2022 gününde oy birliğiyle karar verildi. (Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2020/25183 E., 2022/6466 K.)

Sıkça Sorulan Sorular

1. Kovuşturma ne anlama gelir?

Kovuşturma, ceza muhakemesi sürecinin ikinci ve en önemli aşamasını ifade eder. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesindeki tanımlara göre kovuşturma evresi, “iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” kapsar. Bu süreç, soruşturma evresinin tamamlanmasından sonra başlar. Soruşturma evresi, suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar sürerken, mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresine geçilir.

2. Kovuşturma gerek yok ne demek?

“Kovuşturmaya gerek yok” ifadesi, ceza muhakemesi hukukunda “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” (KYOK) olarak bilinen Cumhuriyet savcısı kararını tanımlar. Bu karar, soruşturma evresinin sonunda verilir. Kanuna göre Cumhuriyet savcısı, iki temel durumda bu kararı alabilir: Birincisi, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi durumudur. İkincisi ise, yeterli delil olsa bile kovuşturma olanağının bulunmaması hâlidir. Kovuşturma olanağının bulunmaması; örneğin şikâyete bağlı suçlarda şikâyetin yapılmaması, zamanaşımı süresinin dolması, sanığın ölümü veya af gibi durumları kapsar.

3. Kovuşturma ve soruşturma arasındaki fark nedir?

Soruşturma ve kovuşturma, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tanımlanan, birbirini takip eden iki ayrı evredir. Aralarındaki temel farklar şunlardır:

Başlangıç ve Bitiş Zamanı:

  • Soruşturma: Yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesiyle başlar. Bu evre, Cumhuriyet savcısının iddianameyi hazırlayıp mahkemeye sunması ve mahkemenin bu iddianameyi kabul etmesine kadar geçen süreci kapsar.
  • Kovuşturma: Mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle başlar. Bu evre, mahkemenin verdiği hükmün (örneğin mahkûmiyet veya beraat) kesinleşmesine kadar devam eder.

Süreçteki Kişinin Sıfatı:

  • Soruşturma: Bu evrede suç şüphesi altında bulunan kişiye “şüpheli” denir.
  • Kovuşturma: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, aynı kişi “sanık” olarak adlandırılır.

Yürütülen İşlemler:

  • Soruşturma: Temel amaç, kamu davası açmaya yeterli şüphe olup olmadığını araştırmaktır. Bu evrede şüphelinin “ifadesi alınır” (kolluk veya savcı tarafından) veya “sorgusu yapılır” (hâkim tarafından).
  • Kovuşturma: Artık bir kamu davası açılmıştır ve yargılama yapılır. Bu evrede duruşma hazırlığı , duruşmalar ve sanığın mahkeme tarafından “sorgusu” yapılır.

4. Kovuşturma sicile işler mi?

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu metni, doğrudan adlî sicile nelerin kaydedileceğinden çok, yargılama sürecine odaklanmıştır. Ancak kanundaki bazı tanımlar ve hükümler, kovuşturma sonucunda verilen kararların adlî sicil kayıtlarına etkisini göstermektedir. Kanun, “disiplin hapsi” tanımını yaparken, bunun “adlî sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapsi” olduğunu belirtir. Bu ifade, kovuşturma sonucunda verilen diğer mahkûmiyet kararlarının adlî sicil kayıtlarına geçirildiğini dolaylı olarak teyit etmektedir.

5.Kovuşturma izni ne anlama gelir?

Kovuşturma izni, bazı suç türleri veya bazı failler (özellikle kamu görevlileri) hakkında kamu davası açılabilmesi, yani kovuşturma yapılabilmesi için aranan kanunî bir şartı ifade eder. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, bu durumu bir “soruşturma veya kovuşturma şartı” olarak ele alır. Eğer bir suçun soruşturulması veya kovuşturulması izne bağlıysa ve bu izin alınmadan Cumhuriyet savcısı tarafından iddianame düzenlenmişse, mahkeme bu iddianameyi Cumhuriyet Başsavcılığına iade etme kararı verir.

6.Kovuşturma aşamasında ifade alınır mı?

Evet, kovuşturma aşamasında sanığın dinlenmesi işlemi yapılır, ancak kanun bu işleme “ifade alma” değil, “sorgu” adını verir. 5271 sayılı Kanunun 2. maddesindeki tanımlara göre bu iki terim arasında net bir ayrım vardır:

  • İfade alma: Şüphelinin, soruşturma evresinde, kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmesidir.
  • Sorgu: Şüpheli veya sanığın, hâkim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesidir.

Kovuşturma evresi, iddianamenin kabulüyle başlar ve bu aşamadaki şüpheli artık “sanık” sıfatını almıştır.

7.Kovuşturmanın durması ne demek?

Kovuşturmanın durması, yani “durma kararı” verilmesi, yargılamanın geçici olarak durdurulması anlamına gelir. Bu karar, 5271 sayılı Kanunun 223. maddesinde sayılan ve davanın esasını çözen hüküm türlerinden (beraat, mahkûmiyet, davanın düşmesi gibi) farklıdır. Kanun, kovuşturma aşamasında iki temel durumda durma kararı verilebileceğini düzenlemiştir. İlk durum, Madde 223’te belirtildiği üzere, kovuşturma şartının beklenmesi halidir. İkinci durum ise, kamu davası açıldıktan sonra mahkeme tarafından uzlaştırma yoluna gidilmesidir.

Avukat Doğa Eser Eserçelik
Doğa Eser Eserçelik

Av.Doğa Eser ESERÇELİK, Eserçelik Hukuk Bürosu'nun kurucusudur. Avukat Doğa Eser ESERÇELİK, lise eğitimini Malatya Fen Lisesi'nde tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini %100 Bursla İstanbul Altınbaş Üniversitesi'nde 2018 yılında bitirmiştir. Akabinde %100 Bursla İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Hukuku Yüksek Lisansı programından mezun olarak hukukta uzmanlaşmıştır. Baro Sicil No : 70545