av.esercelikeser@gmail.com
0553 306 70 53
Nafaka artış oranı, zamanla değişen ekonomik koşullar karşısında nafakanın alım gücünü koruyabilmesi için oldukça kritik bir unsurdur. Hayatın doğal akışı içinde enflasyon, gelir düzeylerindeki dalgalanmalar ve yaşam maliyetleri sürekli değişirken, sabit bir nafaka miktarının uzun vadede yetersiz hâle gelmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle, özellikle süreklilik arz eden nafaka ödemelerinde, belirli aralıklarla bir artış yapılması gerekliliği doğar. Nafaka artış oranı da bu noktada gereklilikleri karşılamak için TÜFE oranına paralel olarak yeniden değerlendirilir ve belirlenir. Hukuk devletinin de bir gereği olarak mahkeme nafaka artış oranına karar verirken hakkaniyet ilkesini gözeterek belli başlı esasları dikkate almalıdır.
Mahkeme nafaka artış oranını belirlerken her davanın esas alındığı olayın şartlarını kendi içinde değerlendirir; çünkü bazen TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verileri tek başına nafaka artış oranının tespitinde yeterli olmayabilir. Mahkemeler, tarafların gelir durumunu, sosyal yaşam koşullarını ve ödeme gücünü dikkate alarak adil bir nafaka artış oranı belirlemeye çalışır. Dolayısıyla nafaka artış oranı, sadece bir rakamsal düzenleme değil; aynı zamanda hem alacaklıyı mağdur etmeyecek hem de borçluyu aşırı zorlamayacak dengeyi kurma çabasıdır.
Nafaka artış oranını açıklayabilmemiz için öncelikle hukuk sistemimizde nafaka nedir ve ne anlama gelir bunu açıklamamamız uygun olacaktır.
Nafaka, hukuk sistemimizde dört halde düzenlenmiştir ve bu dört hal birbirinden farklı usullere tabiidir. Bunlar:
Burada da anlaşıldığı üzere nafaka, maddi bakımdan üst konumda olan tarafın kanunda öngörülen karşı tarafa ilişkin bakım yükümlülüğünü maddi olarak karşılamasıdır.
Boşanma süreci sonlandığında ya da dava hâlâ devam ederken, mahkeme tarafından bir nafaka yükümlülüğü getirilebilir. Ancak hayatın durağan olmaması gibi, nafaka kararları da mutlak ve değişmez değildir. Ekonomik şartlar, enflasyon oranları, kişilerin gelir durumları ve sosyal koşullar zamanla değişebilir. İşte bu değişikliklerin yansıtılması adına gündeme gelen hukuki araçlardan biri de nafaka artış oranıdır.
Kısaca ifade etmek gerekirse, nafaka artış oranı; mahkeme tarafından belirlenmiş olan nafaka miktarının, ilerleyen zaman içinde yaşanan ekonomik gelişmelere göre güncellenmesini sağlayan bir düzenlemedir. Başka bir ifadeyle, bir kez hükmedilen nafaka tutarı zamanla yetersiz kalabilir. Alım gücündeki düşüş, hayat pahalılığı veya nafaka alacaklısının artan ihtiyaçları gibi nedenlerle, mevcut nafakanın yeniden değerlendirilmesi gerekebilir.
Bu tür durumlarda başvurulacak yol, nafaka artırım davası açmaktır.
Nafaka artırımının talep edilebilmesi için bazı temel şartların bulunması gerekir:
Nafaka artış taleplerinde karar merci olan hâkim, sadece sunulan belgeleri değil, aynı zamanda tarafların güncel sosyoekonomik durumlarını ve nafakanın amacı olan “geçimi sağlama” ilkesini göz önünde bulundurur. Mahkeme, nafaka borçlusunun ödeme gücünü, alacaklının ihtiyaçlarını ve yaşam standardını karşılaştırmalı biçimde değerlendirerek adil bir karara ulaşmaya çalışır.
Türk Medeni Kanunu madde 4’te hakimin takdir yetkisi olduğu belirtilmiş ve şu hüküm ile kural altına alınmıştır.
Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.
Nafaka, boşanan eşlerin veya ihtiyaç sahibi yakınların ekonomik olarak mağdur olmamasını sağlayan önemli bir hukuki destektir. Ancak değişen ekonomik koşullar, enflasyon ve yaşam maliyetindeki artışlar nedeniyle nafaka miktarının zamanla güncellenmesi zorunlu hale gelir. Nafaka artış oranının nasıl hesaplandığı ise birçok kişinin merak ettiği bir konudur. Genellikle mahkeme kararı veya taraflar arasındaki anlaşmayla belirlenen bu oran, Türk Borçlar Kanunu ve ilgili yargı kararları çerçevesinde şekillenir. Mahkemeler, nafaka artışını belirlerken birçok faktörü göz önünde bulundurur: Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), nafaka yükümlüsünün gelirinde meydana gelen artışlar, nafaka alacaklısının veya çocukların değişen ihtiyaçları ve genel ekonomik durum bunlardan bazılarıdır. Özellikle tarafların başlangıçta yaptıkları anlaşmalar veya mahkeme kararlarında belirlenen yıllık artış oranları (örneğin, “her yıl TÜFE oranında artırılır”) nafaka artışının temelini oluşturur.
Mahkeme, nafaka artış oranını belirlerken hakkaniyet ilkesini ve tarafların güncel mali durumlarını dikkate alır. Eğer nafaka ödeyenin geliri önemli ölçüde artmışsa veya nafaka alan kişinin ihtiyaçları (örneğin, çocuğun eğitim masrafları) yükselmişse, mahkeme bu durumları değerlendirerek daha yüksek bir artış oranı belirleyebilir. Ancak bu artış, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü aşmayacak şekilde dengeli olmalıdır. Nafaka artırım davalarında, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin detaylı incelemeler yapılır, gelir belgeleri, giderler ve diğer mali veriler mahkemeye sunulur. Gerekli durumlarda bilirkişi incelemesi de yapılarak en adil nafaka artış oranı tespit edilir. Bu süreç, hem nafaka ödeyenin mağdur olmamasını hem de nafaka alan kişinin yaşam standartlarının korunmasını sağlamayı amaçlar.
Mahkemeler, nafaka artışı konusunda karar verirken genellikle TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından yayımlanan ekonomik verileri dikkate alır. Bu uygulamalar arasında en çok başvurulanı ise Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE)’dir.
Nafaka kararında, “her yıl ÜFE oranında artırılır” şeklinde bir hüküm varsa, bu artış otomatik olarak uygulanabilir. Ancak böyle bir düzenleme yer almıyorsa, artış talebi ayrı bir dava ile istenmelidir.
Bazı durumlarda ise TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) oranları da kıstas olarak alınabilir. Özellikle Yargıtay’ın son yıllardaki içtihatlarında, enflasyonun nafaka miktarını erittiği vurgulanmakta ve bu nedenle artışa gerek olduğu yönünde kararlar verilmektedir. Haziran 2025 tarihinde 12 aylık TÜFE ortalaması %44,54 olarak belirlenmiştir.
Nafaka artışına ilişkin uygulamada dikkate alınan ölçütlerden bazıları şu şekildedir:
Görüleceği üzere nafaka artış oranı belirlenirken sadece TÜFE değil nafaka borçlusunun sosyal ve ekonomik durumu ile nafaka alacaklısının menfaatleri ve kusurları da dikkate alınır.
Tedbir nafakası, boşanma davası süresince eşlerden birinin diğerine ve/veya reşit olmayan çocuklara ödediği geçici bir destektir. Bu nafakanın miktarı ilk belirlendiğinde belirli koşullar göz önünde bulundurulur, ancak zamanla değişen ekonomik şartlar veya tarafların ihtiyaçları nedeniyle artırılması gerekebilir. Tedbir nafakası artış oranı, genellikle tarafların anlaşmasıyla veya mahkeme kararıyla belirlenir. Taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı durumlarda mahkeme, TÜİK tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) oranlarını, nafaka yükümlüsünün gelirindeki artışı, nafakayı alan kişinin değişen ihtiyaçlarını ve genel ekonomik koşulları dikkate alarak bir artış oranı belirler. Özellikle enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde, nafakayı alan tarafın alım gücünün korunması adına bu artış oranı büyük önem taşır.
Tedbir nafaka artış oranının belirlenmesinde hakkaniyet ilkesi esastır. Mahkeme, hem nafaka ödeyenin mali durumunu zorlamayacak hem de nafaka alanın yaşam standardını koruyacak bir denge gözetir. Ayrıca, nafaka artırım davalarında, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarında meydana gelen değişiklikler, nafaka miktarının güncel koşullara uygun hale getirilmesi için mahkemece detaylı bir şekilde incelenir. Bu inceleme sonucunda, yargıç, dosyadaki tüm delilleri ve bilirkişi raporlarını da değerlendirerek nihai artış oranına karar verir. Tedbir nafakası, dava süresince geçerli olduğundan, boşanma kararı kesinleştikten sonra iştirak nafakası veya yoksulluk nafakası olarak devam edebilir ve artış oranları bu yeni nafaka türleri için de benzer prensiplerle belirlenir.
Yardım nafakası artış oranı, ekonomik güçlük çeken altsoy, üstsoy veya kardeşlere verilen mali destek olan yardım nafakasının zamanla güncellenmesi sürecinde büyük önem taşır. Bu oranın belirlenmesi genellikle mahkeme kararıyla gerçekleşir, zira taraflar arasında önceden belirlenmiş bir anlaşma nadiren bulunur. Mahkeme, yardım nafakası artış oranını saptarken çeşitli etkenleri dikkatle değerlendirir. Bunlar arasında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) oranları, nafaka yükümlüsünün gelirinde meydana gelen değişimler, nafaka alan kişinin değişen ihtiyaçları ve ülkenin genel ekonomik durumu yer alır. Özellikle enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, yardım nafakasının alım gücünü koruyarak mağduriyetlerin önüne geçilmesi adına bu artış oranının güncel ve adil olması hayati bir rol oynar.
Mahkeme, yardım nafakası artış oranını belirlerken hakkaniyet ve sosyal denge ilkelerini esas alır. Bu, hem nafaka ödeyen kişinin mali kapasitesini zorlamayacak hem de nafaka alan kişinin temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamasına yardımcı olacak bir denge kurulması anlamına gelir. Yardım nafakası artırım davalarında, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarında ortaya çıkan değişiklikler, mahkemece titizlikle incelenir. Bu inceleme, nafaka miktarının güncel koşullara uygun hale getirilmesi ve adaletin sağlanması için kritik bir adımdır. Yargıç, dosyadaki tüm delilleri, tarafların beyanlarını ve gerekli durumlarda bilirkişi raporlarını da değerlendirerek nihai yardım nafakası artış oranına karar verir. Bu süreç, nafaka hükümlerinin dinamik yapısını yansıtarak, değişen hayat şartlarına uyum sağlamayı amaçlar.
Boşanma sonrasında müşterek çocukların bakımı ve eğitimi için ödenen iştirak nafakası, çocukların değişen ihtiyaçları ve ekonomik koşullar göz önüne alındığında zamanla güncellenmesi gereken bir yükümlülüktür. İştirak nafakası artış oranının belirlenmesi, genellikle mahkeme kararıyla gerçekleşir, zira ebeveynler arasında her zaman mutabakat sağlanamayabilir. Mahkeme, bu oranı tespit ederken birçok önemli faktörü değerlendirir. Bunlar arasında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) oranları, nafaka yükümlüsü olan ebeveynin gelirindeki artış, çocuğun yaşına ve eğitim durumuna bağlı olarak değişen masrafları ve genel ekonomik durum yer alır. Özellikle yüksek enflasyonun yaşandığı dönemlerde, çocuğun yaşam standardının korunması ve alım gücünün düşmemesi adına bu artış oranının adil ve güncel olması büyük önem taşır.
Mahkeme, iştirak nafakası artış oranını belirlerken çocuğun üstün yararını ve hakkaniyet ilkesini esas alır. Bu, hem nafaka ödeyen ebeveynin mali durumunu zorlamayacak hem de çocuğun eğitim, sağlık ve sosyal ihtiyaçlarını yeterince karşılayacak bir denge kurulması anlamına gelir. Nafaka artırım davalarında, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarında meydana gelen değişiklikler ile çocuğun özel ihtiyaçları, mahkemece detaylı bir şekilde incelenir. Bu inceleme, nafaka miktarının güncel koşullara uygun hale getirilmesi ve çocuğun geleceğinin güvence altına alınması için kritik bir adımdır. Yargıç, dosyadaki tüm delilleri, tarafların beyanlarını ve gerekli durumlarda uzman bilirkişi raporlarını da değerlendirerek nihai iştirak nafakası artış oranına karar verir. Bu süreç, çocukların refahını en üst düzeyde tutmayı amaçlar.
Boşanma sonrasında ekonomik olarak zora düşen tarafa ödenen yoksulluk nafakası, değişen ekonomik şartlar ve yaşam maliyetleri göz önüne alındığında zamanla güncellenmesi gereken bir yükümlülüktür. Yoksulluk nafakası artış oranının belirlenmesi, genellikle tarafların karşılıklı anlaşmasıyla veya mahkemenin takdiriyle gerçekleşir. Eğer taraflar arasında bir uzlaşma sağlanamazsa, mahkeme devreye girer ve bu oranı belirlerken çeşitli önemli faktörleri dikkate alır. Bu faktörler arasında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) oranları, nafaka yükümlüsünün gelirinde meydana gelen artış, nafakayı alan kişinin değişen temel ihtiyaçları ve ülkenin genel ekonomik durumu yer alır. Özellikle enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, yoksulluk nafakasının alım gücünü korumak ve mağduriyetleri önlemek adına bu artış oranı hayati bir rol oynar.
Mahkeme, yoksulluk nafakası artış oranını belirlerken hakkaniyet ilkesini ve sosyal adaleti gözetir. Bu, hem nafaka ödeyenin mali durumunu aşırı derecede zorlamayacak hem de nafakayı alan kişinin asgari yaşam standartlarını sürdürmesine olanak tanıyacak adil bir denge kurulması demektir. Nafaka artırım davalarında, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarında meydana gelen değişiklikler, mahkemece detaylı bir şekilde incelenir. Bu inceleme, nafaka miktarının güncel koşullara uygun hale getirilmesi ve mağduriyetlerin önüne geçilmesi için kritik bir adımdır. Yargıç, dosyadaki tüm delilleri, tarafların beyanlarını ve gerekli durumlarda bilirkişi raporlarını da değerlendirerek nihai yoksulluk nafakası artış oranına karar verir. Bu süreç, boşanma sonrasında da adil bir yaşam sürdürebilme imkanını sağlamayı hedefler.
Hakim nafaka miktarının belirlenmesinde birçok unsuru göz önünde bulundurur ancak burada taleple bağlı değildir; re’ sen miktara ilişkin belirlemede bulunabilir. Hakim nafaka hususunda karar verirken sadece kişinin maaşına değil ek gelirlerine de dikkat eder. Bu kapsamda sadece asgari ücretin varlığına bakılarak diğer hiçbir unsura dikkat edilmeksizin belirlenen miktar hatalıdır. Ancak uygulamada gördüğümüz davalarda mahkeme yaklaşık maaşın %25’ine kadar nafakaya hükmedebilir. Burada nafaka yükümlüsünün de hayatının sekteye uğramaması önemlidir.
Nafakaya ilişkin karar verilirken tarafların mali durum raporları mahkemeye sunulmaktadır. Hakim burada tüm bilgi ve belgeleri inceler ve durum koşullar uygunsa hiç nafakaya hükmetmeyeceği gibi milyonluk nafakalar da öngörebilir. Bu tamamen tarafların durum ve koşullarına bağlıdır.
Nafaka türlerine göre ödenmesi planlanan nafaka miktarında ve ödenme süresinde farklılık oluşmaktadır. Tedbir nafakası nafaka türleri arasında geçici olmasıyla bilinen nafaka türüdür. Bu nafakaya hükmedilme nedeni nafakaya ilişkin davaların uzun sürmesinde nafaka alacaklısının mağdur olmasını engellemektir. Mahkemenin nafakaya ilişkin vermiş olduğu kararın kesinleşmesi ile tedbir nafakası ortadan kalkacaktır. Ayrıca boşanma davası devam ederken şartlarda gözle görülür bir değişiklik olur ise bu durumda hakim karar kesinleşene kadar ara kararlarla da tedbir nafakası miktarını arttırabilir.
Tedbir nafakası karar kesinleştikten sonra sona erer ve bu saatten sonra nafaka talep eden kişi lehine eğer hakim nafakaya hükmetmek ister ise tedbir nafakası yoksulluk ya da yardım nafakasına dönüşür. İştirak nafakasında da talep eden tedbir nafakası talep edebilecektir.
İştirak nafakası ise reşit olmayan yani 18 yaşını doldurmayan çocuk lehine hükmedilen nafaka türüdür. Burada nafaka borçlusu velayeti elinde bulundurmayan taraftır. Çünkü ister istemez velayete sahip taraf müşterek çocuk için maddi harcamalarda bulunacaktır. Burada diğer tarafın da harcamalara katılması desteklenmektedir. Bu nafaka çocuk 18 yaşını doldurduktan sonra sona erecektir. çocuk ergin kılındıysa, evlilik yoluyla ergin olduysa ya da geçimini sağlayabilecek ekonomik güce sahipse bu durumda nafaka borcu ortadan kalkabilecektir.
Yoksulluk nafakasında ise nafakanın ne kadar süre için verileceğine ilişkin bir sınır koyulmamıştır. Yoksulluk nafakasının amacı boşanma neticesinde müşkül duruma düşecek tarafa karşı mali durumuna göre diğer tarafça maddi ödeme yapılmasıdır. Türk Medeni Kanunu madde 176’ya göre de ‘’ İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.’’ Diyerek bu nafaka türünün nasıl sonlandırılacağı belirtilmiştir.
Nafaka alacağı birçok kanunda önceliklendirilmiştir çünkü kamu alacağına benzer öneme sahip olarak görülmektedir. Ödenmeyen nafaka alacakları icra takibine konu olabilir ve haciz işlemleri başlatılabilir. Nafaka alacakları, nafaka alacaklısına takipler sonucunda da ödenmez ise bu halde borçlu tazyik hapsi ile karşı karşıya kalacaktır. Burada borçlunun hapiste geçirebileceği süre en fazla 3 aydır. Burada şikayete bağlılık durumu da söz konusudur. Aynı zamanda kişinin nafaka alacağı için nafaka borçlusunun maaşlarından da ¼’ varan oranlarda kesinti yapılabilir.
İcra ve İflas Kanunu madde 344’te şu şekilde açıklanmıştır:
Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir. Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir.
Nafaka taleplerine ilişkin talepler Aile Mahkemesinin görev alanına girmektedir Bu nedenle davanın usulden reddedilmemesi için nafaka davasını ve arttırıma ilişkin talepleri Aile Mahkemesine sunmak gerekir Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise bu davalar Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür. Hmk Md. 6’da davaların açılmasında genel yetkili mahkeme davalının ikametgah adresinin bulunduğu yer mahkemesi olarak belirtilmiştir.
Nafaka talepleri, gerek boşanma davası sırasında gerekse boşanma sonrasında ileri sürülebilen ve kişilerin ekonomik güvencesini ilgilendiren taleplerdir. Bu taleplerin yargılama sürecinde usulden reddedilmemesi için, görevli mahkemenin doğru tespit edilmesi büyük önem taşır. Türk yargı sisteminde, nafaka ile ilgili tüm talepler, Aile Mahkemesi’nin görev alanına girer. Bu durum, hem boşanma ile birlikte talep edilen nafaka türleri (tedbir nafakası, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası) hem de boşanma sonrası açılan nafaka artırımı, azaltımı veya kaldırılması gibi davalar açısından geçerlidir. Dolayısıyla, nafaka talebine ilişkin bir dava açılmak istendiğinde (İster yeni bir nafaka bağlanması talebi olsun, ister mevcut bir nafakanın artırılması yönünde bir başvuru) bu taleplerin doğrudan Aile Mahkemesi’ne yöneltilmesi gerekmektedir. Aksi hâlde, görevli olmayan bir mahkemeye yapılan başvurular, esasa girilmeden yalnızca usul yönünden reddedilir. Bu durum hem hak sahibi için hak kayıplarına neden olur hem de bir temsil ilişkisi kurulması halinde avukat için olumsuz bir izlenim uyandırır.
Ancak her yerde Aile Mahkemesi kurulmamış olabilir. Bu tür yerleşim yerlerinde, Aile Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma yetkisi, Asliye Hukuk Mahkemesi’ne geçer. Yani, Aile Mahkemesi bulunmayan yargı çevrelerinde, ilgili davalar Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, Aile Mahkemesi gibi hareket edilerek görülür ve karara bağlanır.
Öte yandan, nafaka davalarında yalnızca görevli mahkemenin değil, yetkili mahkemenin de doğru belirlenmesi gerekir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 6 hükmünde, genel yetkili mahkeme olarak davalının yerleşim yerindeki mahkeme belirlenmiştir. Bu kapsamda, nafaka alacaklısı, davayı, nafaka borçlusunun ikamet ettiği yerdeki Aile Mahkemesi’nde (veya bulunmuyorsa Asliye Hukuk Mahkemesi’nde) açmalıdır. Ancak uygulamada, boşanma davasının açıldığı mahkemenin yetkisi devam ettiğinden, nafaka ile ilgili feri talepler, genellikle boşanma dosyasının görüldüğü mahkemeye sunulmaktadır.
Sonuç olarak, nafaka davalarında hem görevli hem de yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi, davanın sağlıklı şekilde yürütülmesi açısından büyük önem taşır. Usul kurallarına uygun şekilde açılmayan davalar, davanın reddiyle sonuçlanabilir ve bu durum telafisi güç zararlar doğurabilir.
Nafaka artış oranı, Türk Medeni Kanunu’nda net bir oranla sabitlenmemiştir; genellikle her yıl hakim tarafından belirlenir. Bu belirlemede, tarafların ekonomik koşulları, nafaka yükümlüsünün gelirindeki artış, nafaka alacaklısının ihtiyaçları ve enflasyon oranları gibi faktörler dikkate alınır. Yasal bir üst sınırı olmamakla birlikte, artışın makul ve adil olması esastır. Taraflar arasında nafaka artış oranına dair bir anlaşma varsa, bu anlaşma genellikle mahkeme tarafından geçerli kabul edilir. Ancak, koşulların değişmesi durumunda nafaka miktarı için dava yoluyla yeniden düzenleme talep edilebilir.
Yıllık nafaka artışı hesaplanırken, genellikle Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) artış oranları, yani enflasyon oranları temel alınır. Bunun yanı sıra, tarafların ekonomik durumlarındaki değişiklikler, nafaka ödeyenin maaş artışları, nafaka alanın yaşam standardındaki değişimler ve genel ekonomik koşullar da dikkate alınır. Mahkemeler, bu göstergeleri bir bütün olarak değerlendirerek, nafaka miktarının güncel ekonomik şartlara uygunluğunu sağlamayı hedefler.
Nafaka artışı konusunda taraflar arasında anlaşmazlık çıkarsa, nafaka alacaklısı veya borçlusu aile mahkemesine başvurarak nafakanın yeniden belirlenmesini talep edebilir. Bu dava sürecinde, mahkeme her iki tarafın da mali durumunu detaylı bir şekilde inceleyerek, nafakanın güncel ekonomik koşullara ve tarafların ihtiyaçlarına uygun yeni miktarını tayin eder. Mahkeme genellikle tarafları uzlaşmaya teşvik eder ancak uzlaşma sağlanamazsa, toplanan deliller ve yapılan incelemeler doğrultusunda nihai kararı verir.
Hayır, nafaka artış oranı genellikle geçmişe dönük uygulanmaz. Mahkeme tarafından belirlenen veya taraflar arasında anlaşılan nafaka artış oranları, kural olarak kararın verildiği tarihten veya anlaşmanın yapıldığı tarihten itibaren geçerli olur. Geçmiş dönemler için farklı bir nafaka miktarı talep etmek istiyorsanız, bunun için ayrı bir dava açmanız gerekebilir. Ancak bu tür davalarda, geçmişe yönelik nafaka talepleri ancak ödenmeyen nafaka borçları için geçerli olabilir; belirlenmiş artış oranlarının geçmişe dönük işletilmesi yaygın bir uygulama değildir.
Yoksulluk nafakasında artış oranı belirlenirken, temel olarak nafaka alacaklısının yaşamını sürdürmesi için gerekli asgari ihtiyaçlar göz önünde bulundurulur. Enflasyonun neden olduğu alım gücü kaybı, yaşam maliyetlerindeki artış ve nafaka ödeyenin mali kapasitesi bu süreçte kritik rol oynar. Mahkemeler, nafaka alacaklısının yoksulluğunun devam edip etmediğini, nafaka ödeyenin gelir artışlarını ve genel ekonomik durumu değerlendirerek, yoksulluk nafakasının hakkaniyetli bir şekilde artırılmasına karar verir. Amaç, alacaklının yoksulluğa düşmesini engellerken, ödeyeni de aşırı mağdur etmemektir.