Adli Kontrol Nedir? 2026

adli kontrol tedbiri

Adli kontrol , ceza muhakemesinde şüpheli veya sanığın tutuklamamayı kapsayan bir denetim yöntemidir. Bu tedbir, tutuklama sebeplerinin varlığına rağmen, şüpheli veya sanığın mahkemeye çıkmadan serbest bırakılmasını sağlamak amacı taşır. Adli kontrol tedbiri, idari bir süreci içerir. Şüpheli veya sanığın belirli şartlara uyması beklenir. Bu şartlar, imza verme, yurtdışına çıkış yasağı gibi idari tedbirler içerebilir. Ceza avukatı tarafından hazırlanan dilekçe ile adli kontrol tedbiri kararına itiraz edebilirsiniz.

Ceza Muhakemesi Kanunu‘na göre, ceza mahkemeleri tarafından verilen adli kontrol tedbiri kararı, tutuklama kararının alternatifi olarak düşünülebilir. Özellikle 2 yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda, tutuklama yerine adli kontrol tedbiri uygulanabilir. Adli kontrol kararına yapılan tefhim (cezanın yüze karşı okunması veya cezanın suçluya tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz edilebilir.

Adli kontrol tedbiri, tutuklamanın getireceği olumsuz etkileri önlemek için öngörülmüştür. Tutuklamanın sosyal, ekonomik ve psikolojik sonuçları göz önüne alındığında, adli kontrol tedbiri, şüpheli veya sanığın toplum içinde kontrol altına alınmasını sağlar. Ayrıca, tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler için de adli kontrol kararı uygulanabilir.

Adli kontrol ile denetimli serbestlik kavramları birbirinden ayrılmalıdır. Denetimli serbestlik, kesinleşmiş cezanın infaz aşamasında uygulanırken, adli kontrol tedbiri yargılama sürecinde, yani henüz ceza kesinleşmemişken uygulanır. Adli kontrol tedbirlerini takip ve denetleme görevi denetimli serbestlik müdürlükleri tarafından gerçekleştirilir.

Eser Eserçelik Whatsapp Hattı

Adli kontrol tedbiri, ceza muhakemesinde esnek bir yaklaşımı simgeler. Tutuklamadan kaçınarak şüpheli veya sanığın temel haklarına saygı gösterirken, toplumun güvenliğini ve adaletin sağlanmasını da gözetir. Bu tedbir, hukukun üstünlüğü ilkesiyle uyumlu bir şekilde adaletin tecellisini sağlamak amacıyla kullanılır.

Adli Kontrol Tedbirleri: Şüpheli ve Sanıkların Yükümlülükleri

Ceza muhakemesinde, tutuklama yerine uygulanabilen adli kontrol tedbirleri çeşitli yükümlülükleri içerir. Mahkeme tarafından adli kontrol altına alınmaya karar verilen şüpheli veya sanık, aşağıdaki tedbirlerden bir veya birden fazlasına tabi tutulabilir:

Yurt Dışına Çıkış Yasağı: Şüpheli veya sanığın yurt dışına çıkması yasaklanır. Bu karar derhal tüm yurtdışı çıkış noktalarına bildirilir.

İmza Uygulaması: Belirlenen yerlere ve sürelere düzenli olarak başvurmayı içerir. Şüpheli veya sanık, belirlenen periyotlarla mahkemeye imza atmaya mecbur tutulur.

Merci veya Kişilere Uyma: Hakimin veya belirli mercilere uyma, meslekî faaliyetlere devam etme veya çağrılara yanıt verme gibi yükümlülükleri içerir.

Taşıt Kullanma Yasağı: Herhangi bir taşıtı kullanma yasağı getirilebilir. Gerektiğinde sürücü belgesi mahkemeye teslim edilir.

Tedavi ve Muayene: Uyuşturucu veya alkol bağımlılığı durumunda hastaneye yatma, tedavi veya muayene tedbirlerine uymayı gerektirebilir.

Güvence Bedeli (Kefalet): Şüpheli, parasal durumuna uygun olarak belirlenen bir miktarı veya taksitlerle ödemeyi taahhüt eder. Bu, suç mağdurlarının haklarını güvence altına almak için yapılır.

Silah Bulundurmama ve Taşıyamama: Herhangi bir silahı bulundurma ve taşıma yasağı getirilebilir. Var olan silahlar adlî emanete teslim edilir.

Aile Yükümlülükleri: Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence verme yükümlülüğünü içerir.

Ev Hapsi: Şüpheli veya sanığın kendi konutunu terk etmeme koşuluyla ev hapsine alınmasıdır.

Belirli Yerleşim Bölgesini Terk Etmemek: Belirlenen bir yerleşim bölgesini terk etmeme şartını içerir.

Belirli Yerlere Gitmemek: Belirlenen yerlere gitmeme şartını içerir.

Adli Kontrol Kararına İtiraz ve Kaldırma Süreci (CMK m.111/2)

Adli kontrol tedbiri, şüpheli veya sanığın tutuklama yerine serbest bırakılmasını sağlayan bir yöntemdir. Ancak, adli kontrol kararına itiraz etme hakkı da mevcuttur. İtiraz, hâkim veya mahkeme kararlarına karşı gözden geçirme talebini içerir. Adli kontrol tedbiri kararına karşı yapılan itiraz sonrasında, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme, adli kontrol tedbirini kaldırabilir veya değiştirebilir. Ayrıca, şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüklerinin kısmen veya tamamen kaldırılması veya değiştirilmesi de mümkündür.

Adli kontrol kararına itiraz hakkı, kararın yüz yüze bildirilmesinden veya yoklukta verilmişse tebliğ edilmesinden itibaren 7 gün sürelidir. Şüpheli veya sanığın yasal temsilcileri (vasi, veli vb.), eşi ve avukatı da şüpheli veya sanık adına adli kontrol kararına itiraz edebilirler.

Adli kontrol tedbirlerinin devamının değerlendirilmesi ise sürekli bir süreçtir. Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi, kovuşturma aşamasında ise mahkeme, en geç dört aylık aralıklarla adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verebilir. Bu şekilde, adli kontrol tedbirleri sürekli olarak gözden geçirilir ve adaletin sağlanması için uygun tedbirler alınmaya devam edilir.

Adli Kontrol Tedbiri Kararına İtirazın İncelenmesi Süreci

Sulh ceza hâkimliğinin adli kontrol tedbirine ve tutuklama kararlarına yapılan itirazların incelenmesi süreci oldukça detaylıdır ve belirli prosedürlere tabidir. Bu sürecin doğru bir şekilde işlemesi, adil bir yargılama sürecinin teminatıdır. İşte adli kontrol kararına itirazın incelenmesi usulüne dair önemli detaylar:

Adli Kontrol Tedbirinin Yetkili Merciler Tarafından İncelenmesi

Sulh ceza hâkimliğinin kararlarına yapılan itirazlar asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından değerlendirilir.

İtirazın değerlendirilmesi için yetkili mercilerin farklı olması durumunda, itirazın hızla incelenmesi için sulh ceza hâkimliği gerekli tedbirleri alır.

Sulh ceza hâkimliği işlerini asliye ceza hâkimi yürütüyorsa, itirazı inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi başkanına aittir.

Ağır Ceza Mahkemesi Dairelerinin İncelenmesi:

Asliye ceza mahkemesi hâkiminin kararlarına yapılan itirazlar, bulundukları yargı çevresindeki ağır ceza mahkemesi başkanı tarafından incelenir.

Aynı şekilde, ağır ceza mahkemesi başkanı veya mahkeme tarafından verilen adli kontrol tedbiri kararına karşı yapılan itirazlar, o yerdeki ağır ceza mahkemesinin dairesi numarasına göre izleyen daireye veya son numaralı dairesi için birinci daireye yapılır.

Naip Hâkim ve İstinabe Kararlarının İncelenmesi

Naip hâkim, adli kontrol tedbiri kararına itirazlar, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanı tarafından incelenir.

İstinabe olunan mahkeme kararlarına yapılan itirazlar ise belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkeme tarafından değerlendirilir.

Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay Dairelerinin İncelenmesi

Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin ve Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktığı davalardaki adli kontrol tedbiri kararına yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi veya son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceleme yapar.

Adli Kontrol Tedbirinde Elektronik Kelepçe Kullanımı

Adli kontrol, şüpheli veya sanıkların tutuklanmaksızın serbest bırakılmalarını sağlayan bir tedbirdir. Ancak, bu serbestliğin kötüye kullanılmasını engellemek ve toplum güvenliğini sağlamak adına belirli şartlarla uygulanır. Bu şartlar arasında, şüphelinin veya sanığın hareketlerinin izlenmesini sağlamak amacıyla elektronik kelepçe takılması da yer alabilir.

Elektronik kelepçe, şüpheli veya sanığın belirlenen alanlar içinde özgürce dolaşabilmesine olanak tanır. Ancak, belirlenen alan dışına çıkılması veya kelepçenin açılması durumunda sistem otomatik olarak alarm verir. Bu önlem, adli kontrol şartlarına uymayan hareketlerin hızla tespit edilmesini sağlar.

Elektronik kelepçenin ihlali, adli kontrol kararının ciddi bir şekilde bozulduğunu gösterir. Örneğin, kelepçenin açılması veya belirlenen alanın dışına çıkılması durumunda, bu hareket adli kontrol şartlarının ihlali olarak kabul edilir. Bu durumda, şüpheli veya sanık yeniden tutuklanabilir.

Bu yöntem, adaletin sağlanması ve toplum güvenliğinin korunması açısından önemli bir rol oynar. Elektronik kelepçe, adli kontrol kapsamında özgürlük ile güvenlik arasında hassas bir dengeyi temsil eder.

Adli Kontrol Tedbiri ve Yetkilendirilmiş Mahkemeler

Adli kontrol tedbiri, Türk ceza hukukunda hem soruşturma aşamasında hem de kovuşturma aşamasında uygulanan önemli bir hukuki tedbirdir. Bu tedbir, şüpheli veya sanıkların tutuklanmadan serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla kullanılır. Adli kontrol tedbiri kararlarını verme yetkisi, belirli mahkemelere aittir ve uygulanacak tedbirler de bu mahkemeler tarafından belirlenir.

Soruşturma Aşamasında Adli Kontrol: Soruşturma aşamasında adli kontrol kararı, Cumhuriyet savcısının talebi ve sulh ceza hakiminin kararıyla uygulanır. Eğer Cumhuriyet savcısının tutuklama istemi yoksa, sulh ceza hakimliği şüpheliyi tutuklamak yerine adli kontrol altına alabilir. Bu aşamada adli kontrol kararı, şüpheliyi belirli yükümlülükler altına sokar.

Kovuşturma Aşamasında Adli Kontrol: Kovuşturma aşamasında adli kontrol tedbiri uygulama yetkisi yargılamayı yapan mahkemelere aittir. Genel olarak asliye ceza mahkemeleri ve ağır ceza mahkemeleri kovuşturma sürecini yürütür. Ancak, özel mahkemeler de (örneğin çocuk mahkemeleri, fikri ve sınai haklar ceza mahkemeleri) kendi yargılamaları çerçevesinde adli kontrol kararları verebilir.

Adli Kontrol Tedbirinin Esnekliği: Adli kontrol tedbirindeki esneklik, her durumun ayrı incelemeye tabi tutulduğunu gösterir. Yetkilendirilmiş mahkemeler, şüpheliyi belirli yükümlülükler altına alabilir, bu yükümlülükleri değiştirebilir, kısmen veya tamamen kaldırabilir veya şüpheliyi geçici olarak bu yükümlülüklerden muaf tutabilir. Bu, adil bir yargılama sürecinin ve hukuki güvencelerin korunmasının önemli bir parçasıdır. Adli kontrol tedbirinin uygulanmasıyla adaletin sağlanması ve toplum güvenliğinin korunması arasındaki hassas dengeyi sağlamak da bu mahkemelerin sorumluluğundadır. Bu sayede, hukuki süreçler adil, şeffaf ve güvenilir bir şekilde yürütülür.

Adli Kontrol Süresi Nasıl Belirlenir? (CMK 110/A)

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda adli kontrol süresine dair net bir düzenleme bulunmaktadır. Adli kontrol tedbirinin süresi, 01.01.2022 tarihinden itibaren yürürlüğe giren bir düzenleme ile belirlenmiştir.

Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün ne kadar süreyle devam edip etmeyeceği, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında ise resen mahkeme tarafından en fazla dört aylık aralıklarla değerlendirilir (CMK m.109/4).

Ağır ceza mahkemesinin yetki alanına girmeyen davalarda adli kontrol süresi en fazla iki yıldır. Ancak bu süre, gerekçesi belirtilerek zorunlu hallerde bir yıl daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin yetki alanına giren davalarda ise adli kontrol süresi en fazla üç yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde ve gerekçesi gösterilerek uzatılabilir, ancak uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda adli kontrol süresi dört yılı aşamaz. Bu maddede belirtilen adli kontrol süreleri, çocuklar için yarı oranında uygulanır (CMK m.110/A).

Karar kesinleştikten sonra adli kontrol tedbiri otomatik olarak sona erecektir. Kesinleşen hükmün infaz aşamasında, yargılama süreci ile ilgili olan adli kontrol hükümleri uygulanmaz.

Adli Kontrole Uyulmaması ve Sonuçları (CMK md.112)

Adli kontrol şartlarına uygun davranmayan şüpheli veya sanık, ne kadar hapis cezası hükmolunmuş olursa olsun, yetkili yargı mercii tarafından derhal tutuklama kararı alabilir. Adli kontrol şartlarına uyulmaması durumunda, tutuklama kararı verilip verilmemesi yetkili merciinin değerlendirmesine bağlıdır. Adli kontrol kararının ihlal edilmesi halinde, mahkeme uygun gördüğü takdirde adli kontrol biçimini değiştirebilir veya aynen devamına karar verebilir.

Belirgin bir şekilde, bazı şüpheli veya sanıklar maksimum tutuklama sürelerini doldurduğundan dolayı adli kontrol altında serbest bırakılmaktadır. Maksimum tutuklama süresinin sona erdiği ve verilen adli kontrol tedbirinin ihlal edildiği durumda, hakim tutuklama kararı verebilir. Ancak bu durumda tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin yetki alanına giren davalarda dokuz aydan, diğer davalarda ise iki aydan fazla olamaz (CMK md.112/2).

Güvence Sağlama (Kefaletle Tahliye) Nedir? (CMK md.113)

Kefaletle tahliye olarak bilinen bir adli kontrol türü de güvence sağlama işlemidir. Şüpheli veya sanık, belirli güvenceleri sunarak adli kontrol altına alınabilir. Şüpheli veya sanığın sunması gereken güvence, aşağıdaki hususların yerine getirilmesini sağlar:

Şüpheli veya sanığın tüm yasal işlemlerde, hükümlerin uygulanmasında ve diğer yükümlülüklerini yerine getirmekte hazır bulunması.

Aşağıda belirtilen sıraya göre ödemelerin yapılması:

  1. Mağdurun masrafları, suçun neden olduğu zararların tazmin edilmesi ve eski haline getirilmesi.
  2. Şüpheli veya sanığın nafaka borçları nedeniyle kovuşturuluyorlarsa nafaka borçları.
  3. Kamusal harcamalar.
  4. Para cezaları.

Şüpheli veya sanığın güvence sağlama zorunluluğunu belirleyen kararda, güvencenin (kefaletin) yukarıdaki zarar, masraf, ceza, harcama vb. hangi unsurları ve ne kadarını karşıladığı ayrı ayrı belirtilmelidir.

Yurtdışına Çıkış Kısıtlaması Nedir? Nasıl İtiraz Edilir?

Yurtdışına çıkış kısıtlaması, şüpheli veya sanık hakkında soruşturma veya kovuşturmanın herhangi bir safhasında Türkiye dışına çıkışının geçici olarak engellendiği bir adli kontrol tedbiridir. Soruşturma safhasında sulh ceza hakimliği, kovuşturma safhasında ise yargılayan mahkeme tarafından belirlenen yurtdışına çıkış yasağı, geçici bir adli önlemi temsil eder.

Yurtdışına çıkış kısıtlamasına itiraz hakkı, kararın yasal bir şekilde bildirilmesinden (tebliğ veya tefhim) itibaren 7 gün içinde kullanılabilir. İtiraz süresi geçse bile, yurtdışına çıkış kısıtlamasını koyan mahkemeye başvurarak bu tedbirin kaldırılması veya başka bir tedbire dönüştürülmesi her zaman talep edilebilir.

adli kontrol tedbiri

Adli Kontrol Tedbiri ve Cezadan Sayılan Süre

Genel olarak, adli kontrol tedbiri altında geçen süre, kişinin özgürlüğünü sınırlayan bir neden olarak kabul edilir ve bu süre cezadan düşülmez (CMK m.109/6).

Ancak, CMK m.109/3-(j) bendinde belirtilen konutunu terk etmeme yükümlülüğü (ev hapsi), mahkûmiyet halinde cezadan düşülebilir. Konutunu terk etmeme yükümlülüğü (ev hapsi) altında geçen her iki gün, ceza süresinden bir gün olarak hesaba katılır.

Adli Kontrol Tedbiri Yargıtay Kararları

Yurtdışına Çıkış Yasağı Adli Kontrol Tedbiri Nedeniyle Manevi Tazminat

Adli kontrol koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında, davacının durumunun Ceza Muhakemesi Kanuna göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemini düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1. maddesi tazminat ödenmesini kabul ettiği tedbir işlemlerini şu şekilde göstermiştir.

Bunlar:

a- Yakalama

b- Tutuklama

c- Arama

d- El koyma

e- Kanuni gözaltı süresi içinde hakim önüne çıkarılmama,

f- Yakalama veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmama,

Fıkradaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, adli kontrol, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme gibi koruma tedbirleri için tazminat ödenmesi kabul edilmemiştir.

Bununla beraber, somut olayda hakkında 9 yıl 1 ay 16 gün (3331 gün) süre ile uygulanan yurt dışı çıkış yasağı adli kontrol tedbirinden dolayı davacının (sanığın) manevi olarak zarar gördüğü ve görmesi hayatın olağan akışına göre, tartışmasız ve aşikardır.

Genel olarak tutuklama sanığın yargılamada hazır bulunmasını, maddi gerçeğin araştırılmasını temin etmek veya yargılama neticesinde verilecek cezanın infazını sağlamak amacıyla başvurulan bir koruma tedbirdir. Bazı durumlarda tutuklama koruma tedbiri ile ulaşılabilecek sonuçlara daha hafif tedbirler yoluyla da ulaşılmak mümkündür. Adli kontrol tedbiri de uygulamada genel olarak sıkça başvurulan bu tedbirlerden bir tanesidir. 5271 sayılı CMK’nın 109 ve devamı maddelerinde tutuklama tedbirinin oranlılık (ölçülülük) kriteri çerçevesinde (CMK’nın 101/1. vd) uygulamasını sağlamak amacıyla tutuklama koruma tedbirine alternatif bir koruma tedbiri olarak düzenlenen adli kontrol kurumu ile kişi özgürlüğünün en az şekilde sınırlandırılması yoluyla tutuklamanın sonuçlarına ulaşılması amaçlanmıştır. Kısaca, adli kontrolün amacı tutuklama koruma tedbirinde de genel olarak öngörülen, şüpheli veya sanığın kaçmasını, saklanmasını veya delilleri karartmasını önlemek, tanık ve mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişimine engel olmak ve yargılamanın sağlıklı şekilde yapılmasını sağlamaktır. Tutuklama koruma tedbiri yönünden, başvurulan bu tedbirin ne kadar süreceği konusunda yasada azami bir kısım süreler belirlenmesine karşın, kanunda adli kontrol tedbirinin uygulanması açısından her ne kadar bir üst sınır belirtilmemiş ise de, bir koruma tedbiri olması nedeniyle, adli kontrol tedbiri de geçici olup, bunu haklı kılan şartlar ortadan kalkınca bu tedbirin de kaldırılması gerektiği kuşkusuzdur. Zira burada amaç, kural olarak kişi hürriyetini tam manasıyla sınırlandırmamak suretiyle veya daha geniş bir ifade ile kişinin belirlenen yükümlere uymak kaydıyla toplumsal ve bireysel yaşamını olağan şekilde sürdürmesine olanak sağlanmasıdır. Bu kapsamda tazminat talebine konu edilen dava konusu somut olayda, davacı hakkında uygulanan adli kontrolün Anayasanın 13. maddesinde öngörülen temel hakların sınırlandırılmasında geçerli olan ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği anlaşılmaktadır. Ölçülülük ilkesi, genel bir ilke olup, adli kontrol tedbiri kapsamında yer alan yükümler açısından da geçerli olan bir ilkedir. Adli kontrol kararının verildiği hallerde, tutuklama kararının niteliğine ve somut olayın koşullarına göre; şüpheli veya sanık, birey hak ve özgürlüklerine en az müdahaleyi gerektiren yükümlere ve soruşturma ve kovuşturma konusu suçun niteliğine uygun düşen tedbirlere tabi kılınmalıdır. Kısaca ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale söz konusu olduğunda sınırlamada başvurulan aracın, amacı gerçekleştirmeye yetecek ölçüde olmasını gerektirir.

Tüm açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davacı hakkında uygulanan adli kontrol tedbiri nedeniyle oluştuğu anlaşılan zararın CMK’nın 141/1. maddesi kapsamında açıkça lafzi olarak belirtilmediği, ancak 18.06.2014 tarih ve 6546 sayılı Kanunun 70. maddesiyle CMK’nın 141. maddesine eklenen 3. fıkradaki “Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir” şeklindeki düzenleme nazara alındığında, davacı (sanık) hakkında uzun süre uygulanan adli kontrol tedbiri açısından tutuklama ile serbest bırakma arasında düşünülen ve serbest bırakmanın oluşturabileceği zararları gidermek için uygulanan adli kontrolün bir aşamadan sonra seyahat özgürlüğünün sınırlandırıldığı, bu sınırlama ile kişi özgürlüğünün kısıtlanması olan tutuklama ile arasında bir derece ve yoğunluk farkı olduğu, davacıya uygulanan tedbirin seyahat özgürlüğünü kısıtlama tedbirini aştığı ve davacıyı özgürlükten yoksun bıraktığı, oranlılık ilkesinin ihlal edildiği, kanun ile belirlenen amacın dışına çıkıldığı ve uygulanan tedbirin ölçüsüz hale geldiğinin anlaşılması karşısında, davacı hakkında ilk kararın verildiği 23.02.2006 tarihinden sonra uygulanmaya devam edilen adli kontrol tedbiri nedeniyle davacı yararına (hak ve nasafet ilkelerine uygun) makul oranda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davacı lehine eksik manevi tazminata hükmedilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/4879 E. , 2022/9807 K.).

Kaldırılmasına Rağmen Uygulanmaya Devam Edilen Adli Kontrol Nedeniyle Tazminat Davası

Davacı hakkında uygulanan adli kontrol tedbiri nedeniyle oluştuğu anlaşılan zararın CMK’nın 141/1. maddesi kapsamında açıkça lafzi olarak belirtilmediği, ancak 18.06.2014 tarih ve 6546 sayılı Kanunun 70. maddesiyle CMK’nın 141. maddesine eklenen 3. fıkradaki “Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir” şeklindeki düzenleme nazara alındığında, davacı hakkında kaldırılmış olmasına rağmen uygulanmaya devam edilen adli kontrol tedbiri nedeniyle davacı yararına (hak ve nasafet ilkelerine uygun) makul oranda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş, davacının talep dilekçesinde hükmedilen tazminat miktarlarına uygulanacak yasal faizinin başlangıcının belirtilmemiş olması nedeniyle faiz başlangıcının dava tarihinden başlatılmasında bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğdeki bu hususa ilişkin düzeltilerek onama isteyen görüşe iştirak edilmemiştir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2019/13827 E. , 2021/1802 K.).

Sıkça Sorulan Sorular

Adli kontrol tedbiri ne kadar sürer?

Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır.

Savcı adli kontrol kararını kaldırabilir mi?

Adli kontrol, itirazın kabul edilmesi ile sona erebileceği gibi öngörülen sürenin dolması ile de sona erebilir. Bunun yanında hâkim, Cumhuriyet Savcısının istemi ile adli kontrolü kaldırabilir.

Adli kontrol kararına uyulmazsa ne olur?

5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 112. maddesi uyarınca kontrol şartına uymayan şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir.

Adli kontrolde imza unutulursa ne olur?

Adlî kontrol hükümlerini isteyerek, haklı mazereti olmaksızın, yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilecektir.

Soruşturmadaki Adli Kontrol Kararı Kovuşturmada Geçerli mi?

Soruşturma aşamasında, savcının başvurusu üzerine sulh ceza hakimliği tarafından adli kontrol kararı verilmektedir. Ancak bu adli kontrol kararı, kovuşturma aşamasına otomatik olarak devam etmez.

Kovuşturma aşamasında, yani dava açıldıktan sonra, davayı inceleyen mahkeme, adli kontrol tedbirinin devam edip etmeyeceğine dair özel bir karar alana kadar soruşturma aşamasında verilen adli kontrol kararı geçerli olmayabilir. Ancak uygulamada, davanın açılmasının ardından mahkeme, adli kontrol tedbirinin devam edip etmeyeceği konusunda bir karar vermemiş olsa bile, mahkemeler talep üzerine adli kontrolün kaldırılması konusunda yeni bir karar vermekte ve bu tedbirin devam etmesine izin vermemektedir.

Adli Kontrol Şartıyla Serbest Bırakılan Kişi Tutuklanabilir mi?

Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan kişi, Cumhuriyet savcısının tutuklanma talebine karşı itirazda bulunma hakkına sahiptir. Savcılığın itirazı sonucunda, adli kontrol şartlarına uyan şüpheli veya sanık tekrar tutuklanabilir.

Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan şüpheli veya sanık, adli kontrol yükümlülüklerine uymamışsa (örneğin, imza atma, belirli bir yerde ikamet etme, elektronik kelepçe takma gibi) tutuklanabilir (CMK md.112/1). Ancak, adli kontrol yükümlülüklerini başarıyla yerine getiren şüpheli veya sanık tutuklanamaz.

Adli Kontrol Sicile İşler mi?

Adli sicil kaydı, kesinleşmiş mahkeme kararlarına dayalı olarak, bireylerin ceza ve güvenlik tedbirleriyle ilgili bilgilerin kaydedildiği bir sistemdir. Adli kontrol tedbiri, bir ceza mahkemeye kararı veya kesinleşmiş bir hükme dayalı bir yaptırım türü değildir. Bu nedenle, adli kontrol tedbiri adli sicil kaydına kaydedilmez.

 

Avukat Doğa Eser Eserçelik
Doğa Eser Eserçelik

Av.Doğa Eser ESERÇELİK, Eserçelik Hukuk Bürosu'nun kurucusudur. Avukat Doğa Eser ESERÇELİK, lise eğitimini Malatya Fen Lisesi'nde tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini %100 Bursla İstanbul Altınbaş Üniversitesi'nde 2018 yılında bitirmiştir. Akabinde %100 Bursla İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Hukuku Yüksek Lisansı programından mezun olarak hukukta uzmanlaşmıştır. Baro Sicil No : 70545