Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası 2026 Güncel

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası

Aldatma nedeniyle boşanma davası 2026 yılında, eşlerden birinin evlilik dışı cinsel ilişki yaşaması durumunda gündeme gelen ve Türk Medeni Kanun’un özel boşanma nedenlerinden biri olarak düzenlediği dava türüdür. Evlilik süresince taraflara yüklenen sadakat borcu, bu tür bir ihlalle ortadan kalktığında, aldatılan eşin boşanma hakkı doğar. Aldatmanın kanıtlanması halinde nafaka, mal paylaşımı ve tazminat durumu da değişecektir.

Zina, yalnızca fiziksel temasla sınırlı olmayan ama temel olarak cinsel birlikteliği ifade eden bir kavramdır. Kanunen zinadan söz edilebilmesi için, eşlerden birinin başka biriyle cinsel ilişki yaşadığına dair somut ya da güçlü deliller bulunması gerekir. Yalnızca öpüşme, sarılma gibi davranışlar ise her zaman zina olarak kabul edilmez; ancak bu gibi davranışlar başka delillerle birleştiğinde, hukuki olarak aldatma (zina) davasına dönüşecek deliller olur. Hukuki yardım almak için İstanbul Boşanma Avukatı ile görüşme sağlayabilirsiniz.

Aldatmanın ispatı, çoğu zaman doğrudan delillerle değil, dolaylı olgular ve yaşam olayları üzerinden yapılır. Aksi taktirde aldatma iddiasını ispatlamak oldukça güçleşecektir. Örneğin, eşin başka biriyle aynı otelde geceyi geçirdiğinin belgelenmesi, birlikte uzun süreli konaklama ya da özel yazışmalar, mahkemelerin aldatma karinesi kurmasına zemin oluşturabilir. Eşin banka hesapları karşı cinsten birine sürekli, yüksek tutarlı, karşılıksız para havalesi aldatmanın doğrudan değil bağlantılı delillerinden olabilir.

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası; Medeni Kanun’da “özel boşanma sebebi olarak tanımlandığı için; aldatma fiili ispatlandığında, diğer eşin kusuruna veya evlilikteki genel problemlere bakılmaksızın boşanmaya karar verilebilir. Ancak dikkat edilmesi gereken önemli bir hukuki sınırlama vardır: Aldatmayı öğrenen eşin 6 ay içinde ve her hâlükârda fiilin meydana gelmesinden itibaren en geç 5 yıl içinde dava açması gerekir. Aksi hâlde,  affeden tarafın dava hakkı düşer.

Eser Eserçelik Whatsapp Hattı

İçerik Haritası

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları Nelerdir?

Aldatma nedeniyle boşanma davası, evlilik devam ederken eşlerden birinin sadakat yükümlülüğünü ihlal ederek başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesi durumunda açılan ve Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine dayanan özel bir boşanma türüdür. Bu durumda, aldatılan eş, aile mahkemesine başvurarak boşanma talebinde bulunabilir. Ancak mahkemenin aldatma (zina) gerekçesiyle boşanma kararı verebilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Söz konusu şartlar şu şekildedir:

  • Aldatma fiilinin evlilik süresince bir veya birden fazla kez gerçekleşmiş olması gerekir.

Tarafların birbirine olan yükümlülükleri kural olarak aralarında ayrılık ya da boşanma davası sürerken bile devam etmektedir. Eşler arasında var olan boşanma davası karara çıkıp karar kesinleşmedikçe sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Hukuk nezdinde aldatma (zina) kapsamı cinsel birlikteliğin varlığına veya kuvvetli şüpheye dayanır. Sadece öpüşmek, sarılmak gibi fiziksel yakınlık içeren davranışlar doğrudan zina olarak nitelendirilemez ancak zinanın varlığına bir dayanak oluşturabilir. Aynı otel odasında kalmak; zinanın gerçekleştiğine dair kuvvetli bir şüphe oluşturur. Örneğin; eş üçüncü bir kişiyle gece aynı evde kalıyor, kadın erkek arkadaşlığı dışında özel olarak sık sık vakit geçiriyor ise bu durum zinanın yaşandığına kuvvetli dayanak oluşturur.

  • Aldatılan eş, zinadan haberdar olduktan sonra eşini affetmemelidir.

Aldatma nedeniyle boşanma davası açmak için aldatılan eşin örtülü veya açık olarak aldatmayı affetmemiş olması gerekir. Aldatmayı affeden eşin dava açma hakkı yoktur. Aldatmayı affetmek sözlü olabileceği gibi örtülü davranışlarla da olabilir. Örneğin eşine aldatmadan sonra barışalım, evine dön mesajları göndermek aldatmayı affetmek sayılır. Başka bir örnekte aldatan eşle tatile çıkmak, aldatan eşten gelen hediyeleri kabul etmek, geçerli sebep olmaksızın aldatan eşle aynı evde yaşamaya devam etmek eşin aldatmayı affettiği anlamına gelir.

Eğer aldatılan taraf dava hakkının devam etmesini istiyorsa aldatan eşini hiçbir suretle affetmemelidir. Affetme halinin doğrudan veya dolaylı olarak sağlanabileceğini ifade etmiştik. Aldatılmayı affeden taraf sonradan zina davası açamayacaktır. Tekrar zina davası açılabilmesi için yeni bir aldatmanın yaşanması gerekmektedir. Bu durum Kanun’da ve Yargıtay kararlarında özel olarak düzenlenmiştir.

  • Zina nedeniyle boşanma davası kanunda belirtilen yasal süreler içerisinde açılmalıdır

Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davasını düzenleyen Türk Medeni Kanunu 161 hükmü zina sebebine dayanarak açılacak boşanma davalarının öğrenmeden itibaren 6 ay ve her halükarda 5 yıl içinde açılması gerektiğini düzenlemiştir. Aksi takdirde zina sebebine dayanarak boşanma davası açma hakkı düşecektir.

Son olarak aldatma iddiasını ispatlamaya çalışırken, hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin kullanılmaması gerekir.

Aldatma fiilinin ispatında aldatılan taraf hukuka aykırı eylemler sonucunda aldatma eylemini ispatlamaya çalışırsa söz konusu hukuka aykırı deliller yargılamada esas alınamayacağı için kullanılamayacaktır. Zina fiili hukuka aykırı olmadıkça her türlü delil ile ispat edilebilecektir.

Zina Nedeniyle Boşanma Davası Açma Süresi

Eşlerden biri tarafından gerçekleştirilen aldatma fiiline dayanılarak boşanma davası açmak isteyen taraf zina fiilini öğrenildiği tarihten itibaren altı ay içinde dava açılmalıdır. Ancak bu fiil geç öğrenilmiş olsa dahi, aldatma olayının gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmişse, artık bu nedene dayanarak boşanma davası açma hakkı ortadan kalkar.

Kanunda belirlenen süre sınırının geçmiş olması halinde zina dışında diğer boşanma sebeplerinde dayanılarak boşanma davası açılabilir. Burada ayriyeten zina yapılmış olduğuna ilişkin beyanlar sunularak güven kırıcı unsur olarak nitelendirilebilir.

Zina Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılmaktadır?

Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davası 2025 yılında, yalnızca bu özel sebebe dayanılarak açılabileceği gibi, aynı zamanda evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi genel boşanma nedenleriyle birlikte de ileri sürülebilir. Her iki gerekçeye birlikte yer verilen davalarda, mahkeme öncelikle aldatma iddiasını değerlendirir. Şayet eşlerden birinin zina yaptığına dair iddia ispatlanırsa, hâkim boşanma kararını öncelikle bu özel nedene dayandırarak verir.

Ancak mahkeme, aldatma olgusunun yeterli delille ispatlanamadığı kanaatine varırsa, bu durumda davanın genel boşanma nedenlerine ilişkin kısmını ele alır. Taraflar arasında şiddetli geçimsizlik, ortak hayatın çekilmez hale gelmesi ya da evlilik yükümlülüklerinin ihlali gibi genel sebepler mevcutsa, mahkeme bu gerekçeler üzerinden değerlendirme yaparak boşanmaya karar verebilir.

Bu bağlamda, sadece zina iddiasına dayalı açılan bir boşanma davasında aldatmanın ispatlanamaması halinde dava reddedilir. Oysa hem özel (zina) hem de genel boşanma sebeplerine dayalı olarak açılmış davalarda, aldatma ispatlanmasa bile diğer gerekçeler üzerinden değerlendirme yapılabileceği için, boşanma kararı verilme olasılığı artar.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Davasında Tarafların Talebi Varsa Gizlilik Kararı

Aldatma (zina) nedeniyle açılan boşanma davalarında gizlilik hem tarafların kişilik haklarının korunması hem de yargılama sürecinin sağlıklı biçimde yürütülmesi açısından aile hukukuna özgü önemli bir güvencedir. Türk Medeni Kanunu’nun 184/6. maddesi uyarınca, mahkeme, gerekli görmesi hâlinde taraflardan birinin talebi üzerine duruşmaların gizli yapılmasına karar verebilir.

Ancak mahkemenin verdiği gizlilik kararı yalnızca duruşma aşamasını kapsar. Duruşmaların kapalı yapılması, tarafların dosyayı incelemesi ya da evrak sureti alması gibi haklarını ortadan kaldırmaz. Yani gizlilik kararı, dosyanın taraflara erişimini engellemez; yalnızca kamuya kapalı bir yargılama süreci öngörür.

Zina iddiası, taraflar açısından son derece özel ve hassas bir konu olduğundan, yargılama sürecinde yaşanabilecek mahremiyet ihlallerinin önüne geçmek amacıyla dava dilekçesinde baştan itibaren tüm duruşmalar için gizlilik talep edilmesi tarafımızca önerilmektedir.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Nasıl İspatlanır?

Aldatma (zina) iddiasına dayalı boşanma davalarında, olayın ispatı için katı delil kuralları öngörülmemiştir. Uygulamada, olayın özelliklerine göre birçok farklı delil türüyle aldatma vakası ortaya konulabilir. Türk hukukunda delil serbestliği ilkesi gereği, hâkim, taraflarca sunulan tüm delilleri serbestçe değerlendirir; belirli bir delille sınırlı kalmaksızın karar verir.

Zina olgusunun ortaya konulmasında başvurulabilecek bazı yaygın deliller şunlardır:

  • Tanıklık eden kişilerin beyanları,
  • Telefon ve mesaj kayıtları, sosyal medya yazışmaları,
  • Sosyal medya hesap hareketlerinde bulunan fotoğraf, yorum ve paylaşımlar,
  • Otel rezervasyonları, uçuş bilgileri, kamera kayıtları,
  • Görsel materyaller (fotoğraflar, videolar),
  • Banka veya kredi kartlarında anlamlandırılamayan harcamalara ilişkin dekontlar ve diğer her türlü hukuka uygun delil zinanın ispatında kullanılır.

Yargıtay’ ın istikrarlı uygulamasına göre belirli olaylara dayalı olarak zina olgusunun gerçekleştiği varsayılabilir. Bu tür durumlara “kuvvetli karine” denir. Örneğin:

  • Evli bir bireyin, yalnızken karşı cinsten birini eşiyle birlikte yaşadığı ortak konuta alması,
  • Eşlerden birinin, evlilik dışı bir kişiyle kapalı ve mahrem bir ortamda baş başa vakit geçirmesi,
  • Evli olunan eşten gizlenen evlilik dışı bir çocuğun varlığı.

Bu gibi olaylar, mahkemelerce genellikle aldatma fiiline güçlü delil olarak kabul edilmektedir.

Aile mahkemesi hâkimi, delilleri serbestçe takdir eder; yani yalnızca belgeli veya kesin delillerle bağlı değildir. Ayrıca taraflardan yemin yoluyla zina vakasını açıklamaları istenemez. Tüm deliller değerlendirildikten sonra mahkeme, aldatma iddiasının hukuken kabul edilip edilmeyeceğine karar verir.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Davasında İzinsiz Ele Geçirilen Ses Kaydı ve Görüntülerin Kullanımı

Türk hukuk sisteminde, aldatma gibi özel nitelikli olaylarda delil serbestliği ilkesi geçerli olsa da bu delillerin elde ediliş şekli, mahkeme açısından belirleyicidir. Eğer kayıt, yalnızca aldatma eylemini ortaya çıkarmaya yönelik, somut bir olaya bağlı ve bir defaya mahsus şekilde yapılmışsa, mahkeme bu kaydı delil olarak kabul edebilir. Örneğin, eşinin kendisini aldattığını fark eden birinin, eşinin sıkça görüştüğü kişiyle arabada yalnız kaldığını öğrenip o araca görüntü kaydı yapan bir cihaz yerleştirmesi ve bu cihazın aldatmayı gösteren bir kayıt sunması, çoğu zaman hukuka uygun kabul edilir.

Ancak bu sınırı aşan, planlı ve süregelen kayıt faaliyetleri (örneğin eşin telefonuna aylar sürecek şekilde bir casus yazılım yüklemek veya her hareketini takip eden bir kamera sistemi kurmak) boşanma davasına delil sunma amacını aşarak eşin özel yaşamını ihlal eder nitelik taşır. Bu tür uygulamalar hem hukuka aykırı delil niteliği taşır, hem de ceza hukukuna göre suç oluşturur.

Zira böyle bir davranışla kişi, sadece hak arama amacıyla hareket etmemekte, aynı zamanda karşı tarafın özel alanını gözetlemekte, iletişimini izlemekte ve mahremiyetine müdahale etmektedir.

Planlı, sürekli ve aldatma dışında başka amaçlarla elde edilen kayıtlar şu ceza tiplerine yol açabilir:

  • Kişiler arasındaki konuşmaların gizlice dinlenmesi (TCK m.133),
  • Haberleşmenin gizliliğinin ihlali (TCK m.132),
  • Özel hayatın gizliliğinin ihlali (TCK m.134).

Özetle; sırf aldatıldığını düşündüğünüz için her yöntemi meşru saymak mümkün değildir. Delil sunayım derken davayı kaybetmek bir yana, suçlu duruma da düşülebilir.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Davasında Eşler Arasında Mal Paylaşımı

Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğünü ihlal ederek boşanmaya sebep olması, sadece evlilik birliğini değil, boşanma sonrası mal paylaşımı dengesini de etkileyebilir. Özellikle boşanma kararının doğrudan zina (aldatma) gerekçesine dayanması halinde, mahkeme eşlerin mal rejimi tasfiyesini yaparken kusur durumunu göz önünde bulundurabilir.

Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesinin ikinci fıkrası, hâkime bu konuda açık bir takdir yetkisi tanımaktadır. Bu hükme göre, zina veya hayata kast gibi ağır bir kusur söz konusuysa, kusurlu olan eşin katılma alacağı hakkı (yani edinilmiş mallardaki pay oranı) azaltılabilir ya da tamamen ortadan kaldırılabilir. Bu durumda artık değer, eşler arasında klasik “yarı yarıya” kuralına göre değil, hakkaniyete uygun biçimde bölüştürülür.

Örneğin; mal rejimi tasfiyesi sırasında eşini aldattığı sabit olan bir kişinin edinilmiş mallardan %50 oranında pay alması beklenirken, bu oran mahkeme tarafından %30’a düşürülebilir. Bazı durumlarda, özellikle evliliğin süresi kısa, aldatma fiili açık ve ağır nitelikteyse, hâkim aldatana hiçbir pay verilmemesine de karar verebilir.

Aldatma veya Hayata Kast Sebepleri Dışında Eşlerin Katılma Alacağı Azaltılamaz

Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesinin ikinci fıkrası önemli bir ayrım yapmaktadır: hakimin katılma alacağını azaltmadaki takdir yetkisini kullanabilmesi için, boşanma kararının doğrudan zina sebebine dayanması gerekir. Eğer boşanma, örneğin evlilik birliğinin temelden sarsılması gibi genel bir nedene dayandırılmışsa, taraflar arasında kusur dağılımı ne olursa olsun mal paylaşımı yine eşit oranda yapılır.

Bir başka önemli nokta da bu uygulamanın yalnızca edinilmiş mallara katılma rejiminde geçerli olduğudur. Mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ya da mal ortaklığı gibi diğer mal rejimlerinde zina, mal paylaşım oranlarını doğrudan etkilemez.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Davasında Şiddet Fiillerinin Kusura Etkisi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2015/26395 Esas ve 2017/4021 Karar sayılı ilamı bu konuda emsal niteliği taşımaktadır. Zina fiilinin öğrenilmesinden sonra, aldatılan eşin dava yoluna başvurmak yerine eşine fiziksel şiddet uygulaması halinde, mahkeme bu davranışı dikkate alarak aldatılan eşin kusursuz olduğu yönünde bir değerlendirme yapamaz; bu durumda aldatılan eş lehine maddi veya manevi tazminata hükmedilmesi mümkün olmaz.

‘’Mahkemece davacı-karşı davalı kadın ağır kusurlu kabul edilerek dava ve birleşen davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına kararı verilmiş ise de yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı-karşı davalı kadının zina eylemine karşılık, davalı-karşı davacı erkeğin de eşine sürekli şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda, tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Eşit kusurlu eş lehine tazminata hükmedilemez. Hal böyle iken davacı-karşı davalı kadının ağır kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur tespitine bağlı olarak davalı-karşı davacı erkek yararına maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmedilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.’’

Aldatılan Eş Üçüncü Kişiye Karşı Tazminat Davası Açabilir Mi?

Zina, evlilik birliğini temelinden sarsan ağır bir eylemdir ve bu eylemin faili, doğrudan eşlerden biridir. Bu sebeple, sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşe karşı diğer eş Türk Medeni Kanunu’nun 174. Maddesinde yer alan hüküm gereğince boşanma sebebiyle maddi ve manevi tazminatla sorumlu tutulabilir. Aldatılan eş, bu ihlalin kendisinde yarattığı derin manevi zarar nedeniyle, kusurlu eşten tazminat talep edebilir.

Ancak aldatma fiilinin bir diğer tarafı olan üçüncü kişinin aldatılana karşı herhangi bir tazminat sorumluluğu olup olmadığı uzun yıllar boyunca tartışma konusu olmuş ve nihayetinde Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu (YİBK) tarafından verilen 2018/7 sayılı kararla bu husus netliğe kavuşturulmuştur.

Kurul kararına göre, kural olarak, evli bir kişiyle birlikte olan üçüncü kişiye karşı, aldatılan eşin doğrudan tazminat davası açması mümkün değildir. Zira sadakat yükümlülüğü yalnızca evlilik birliği içindeki eşleri bağlar; üçüncü kişileri kapsamaz. Mevzuatta da böyle bir durumda üçüncü kişinin müteselsil sorumluluğunu düzenleyen özel bir hüküm yer almaz.

Ancak bu durumun tek istisnası, üçüncü kişinin eyleminin doğrudan aldatılan eşin kişilik haklarına ağır ve bağımsız bir şekilde zarar vermesi hâlidir. Örneğin, üçüncü kişi yalnızca evli biriyle birlikte olmakla kalmayıp, aldatılan eşin özel hayatını ihlal edecek şekilde konutuna izinsiz girerse, mesajlarını ifşa ederse, onurunu zedeleyecek şekilde sosyal medyada paylaşımlarda bulunursa (yani kişilik değerlerine açık bir saldırıda bulunursa) bu durumda manevi tazminat sorumluluğu doğabilir. Bu gibi davranışlar, artık sadece aldatmaya iştirak niteliğinde değil, bağımsız birer hukuka aykırı fiil olarak değerlendirilir.

Yargıtay bu noktada, aldatma eylemine doğrudan iştirak eden ancak bunun ötesine geçmeyen üçüncü kişilere karşı sırf bu ilişki nedeniyle manevi tazminat kararı verilmesini hukuka aykırı bulmaktadır. Aksi hâlde, aile hukukunda geçerli olan özel düzenlemelerden uzaklaşılır; hukuk sistemi üçüncü kişiler yönünden öngörülemez ve sınırsız bir sorumluluk doğurur.

SIKÇA SORULAN SORULAR

Aldatma (Zina) Boşanma Sebebi Midir?

Aldatma (zina) evli bir kişinin, evlilik birliği devam ederken kendi iradesiyle eşi dışında biriyle cinsel ilişkiye girmesi şeklinde tanımlanır. Türk Medeni Kanunu kapsamında zina, özel ve mutlak bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle, zina fiilinin ispat edilmesi durumunda, mahkeme tarafından boşanma kararı verilebilmesi için başka bir nedene dayanılmasına gerek yoktur.

Boşanmada Hangi Durumlar Aldatma Sayılır?

Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davalarında “aldatma” kavramı, yalnızca evli bir kişinin eşi dışındaki biriyle cinsel ilişkiye girmesiyle sınırlı değildir. Türk Medeni Kanunu’na göre, zina fiili özellikle cinsel birliktelik anlamına gelir. Ancak bazı durumlarda, eşlerin diğer davranışları da boşanma sebebi olarak aldatma kapsamında değerlendirilebilmektedir.

Örneğin, eşlerden birinin sadece başka biriyle sohbet etmesi, mesajlaşması veya dokunması zina sayılmaz. Ancak aynı konutta başka biriyle kalmak ya da cinsel ilişkiyi açıkça kanıtlayan somut deliller, aldatmanın varlığına işaret eder.

Hakim boşanma davalarında, eşlerin birlikte yaşadıkları sürece başka biriyle birlikte olduklarına dair güvenilir delillere dayanarak aldatma unsurunu tespit eder. Bu nedenle, boşanma sebebi olarak aldatmayı ileri süren tarafın, iddiasını destekleyecek somut ve inandırıcı deliller sunması gerekir.

Evliyken Başkasıyla Mesajlaşmak Aldatma (Zina) Sebebi Midir?

Evliyken başkasıyla mesajlaşmak hukuk sistemimizde tek başına zina olarak kabul edilmemektedir. Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davasında eşin eylemlerini dava konusu yapabilmeniz için eşinizin üçüncü bir kişiyle cinsel ilişki yaşadığı iddiasında bulunmalısınız. Zina cinsel birliktelik olmayan durumlarda kabul edilmemektedir ancak üçüncü bir kişiyle samimi mesajlaşmalar, öpüşmeler, birlikte zaman geçirmeler cinsel ilişkinin varlığına ihtimal oluşturacağı için mahkemede delil olarak öne sürülebilir.

Aldatma (Zina) Delilleri Ne Kadar Süre Geçerlidir?

Aldatılan eş eşi tarafından aldatıldığını öğrendiği tarihten itibaren 6 ay her halükarda 5 yıl içinde boşanma davasını açmak zorundadır. Aynı zamanda aldatılan eş aldatan eşi zina fiili nedeniyle bir kere affettiyse bir daha aynı zina fiiline dayanarak aldatma (zina) nedeniyle boşanma davası açamaz, dava hakkı sona erer. Bu durumda mahkeme zinaya ilişkin deliller sunulmuş olsa da herhangi bir boşanma nedeni kapsamında bu delilleri değerlendirir.

Aldatma (zina) yapan eşle aynı evde yaşayan eş affetmiş sayılır mı?

Aldatılan eşin; aldatan eş ile aynı evde kalıyor olması her zaman af olarak nitelendirilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/712 Esas ve 2020/1931 Karar sayılı ilamında ‘ (…) erkek tanığı A. Ü.’ın beyanından “Bir süre aynı evde kalıyorlardı ancak davacı davalıyı affetmedi, hatta bende ikna etmeye çalıştım” beyanı karşısında af, en azından hoşgörü olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Yanılgılı değerlendirme sonucu davacı kadının, davalı erkeğin kusurlu davranışlarını affettiği veya hoşgörü ile karşıladığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.’’ ifadelerine yer vererek aldatılan eşin aldatan eşle aynı evde kalmasında af iradesi gösterilmediği sürece geçerli olmayacaktır şeklinde hüküm kurmuştur.

Anlaşmalı boşandıktan sonra aldatma (zina) sebebiyle boşanma davası açılır mı?

Eşler bir kere anlaşmalı olarak boşandıktan sonra evlilik birlikleri sona erer. Bu süreçten sonra eşlerden biri diğeri tarafından evliliği boyunca aldatıldığını öğrenmiş olsa bile aldatma (zina) nedeniyle boşanma davası açamaz. Boşanma davasının açılabilmesi için bir evliliğin var olması aranır.

Aldatma (Zina) Tek Celsede Biter Mi?

Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davası çekişmeli boşanma kapsamında değerlendirilir ve tanıkların dinleneceği, belge ve evrakların istenmesi zaman alacağından anlaşma sağlanmazsa tek celsede bitmesi mümkün değildir. Ancak alanında uzman bir boşanma avukatı ile çalışırsanız süreci daha hızlı ve sorunsuz yürütebilirsiniz.

Eşini Aldatan Erkek Ne Kadar Nafaka Öder?

Eşini aldatan bir erkek boşanmada ağır kusurlu olarak kabul edilir. Bu nedenle kendisi tazminat ya da yoksulluk nafakası alamayacağı gibi boşandığı eşine maddi manevi tazminat ve nafaka ödemek zorunda bırakılabilir. Nafakanın miktarını hakim serbestçe takdir eder ancak burada aldatan tarafın kusuru nedeniyle dezavantajlı olacağı açıktır.

Evlilikte Sadakat Yükümlülüğü Ne Zaman Biter?

Evlilik boyunca eşlerin birbirine karşı sadakat yükümlülüğü devam etmektedir. Eşler arasında bulunan sadakat yükümlülüğü boşanma davası kesinleşene kadar devam eder. Burada davanın açılmış olması, eşlerin ayrı yaşaması gibi hususlar gözetilmemektedir. Mutlaka boşanma davasının kesinleşmiş olması gerekir.

Aldatan Eşin Cezası Nedir?

Türk hukuk sisteminde aldatma (zina) suç olmaktan çıkarılmıştır. Bu nedenle aldatan eşin ceza hukuku bağlamında bir sorumluluğu bulunmaktadır. Eşini aldatan (Zina) yapan kişi evliliğin bitmesinden sorumlu olduğundan maddi ve manevi tazminat ödemek zorunda kalabilir.

Aldatmada Üçüncü Kişiye Dava Açılır Mı?

Türk hukuk sisteminde sadakat yükümlülüğü yalnızca evlilik birliği içindeki eşlere aittir. Bu nedenle, üçüncü kişinin doğrudan evli bir kişiyle birlikte olması tazminat sorumluluğunu meydana getirmez. Sadakat yükümlülüğünü ihlal eden kişi sadece eşin kendisidir.

Üçüncü kişi, evli bir kimseyle birlikte olmak dışında herhangi bir haksız fiile yol açmamış ise hakkında tazminat davası açılamaz. Fakat eğer aldatma fiiline ortak olan üçüncü kişi, aldatma sürecinde aldatılan eşin kişilik haklarını da ihlal etmişse, hakkında hukuki sorumluluk doğabilir.

Örneğin:

  • Aldatılan eşin özel yazışmaları ifşa edilmişse,
  • Evine gizlice girilmiş ya da evliliğe ait özel görüntüler sosyal medyada paylaşılmışsa,
  • Üçüncü kişi, aldatılan eşe hakaret etmiş, itibarını zedelemişse, kişilik hakkı ihlali olduğundan kişilik hakları zedelenen taraf tazminat davası açabilir.

Sırf evli biriyle birlikte olmak, üçüncü kişi açısından haksız fiil teşkil etmez. Ama aldatma dışında, bağımsız şekilde kişilik haklarını ihlal eden eylemler varsa, üçüncü kişi de sorumluluktan kaçamaz.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Normal şartlarda, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerliyse, evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır. Ancak boşanma davası zina gerekçesiyle açılmış ve bu fiil ispatlanmışsa, kusurlu eşin mal rejimi tasfiyesinden alacağı payda azalma söz konusu olabilir.

Bu durum, Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesinin 2. fıkrasında açıkça düzenlenmiştir. Hâkime, hakkaniyet gereği, zina yapan eşin katılma alacağını azaltma ya da tamamen kaldırma yetkisi verilmiştir. Bu da şu anlama gelir: Normalde eşlerin her biri malların yarısını alırken, zina fiilinde bulunan eş, bu hakkını tamamen kaybedebilir ya da yalnızca sınırlı bir pay alabilir. Ancak söz konusu hüküm yalnızca zina ve hayata kast sebebiyle açılan boşanma davalarında uygulanabilir. Eğer boşanma genel sebeplerle (örneğin evlilik birliğinin sarsılması) gerekçelendirilmişse, zina yapılmış olsa bile mal paylaşımı eşit yapılır.

Ayrıca bu uygulama sadece edinilmiş mallara katılma rejimi için geçerlidir. Eğer eşler arasında mal ayrılığı rejimi varsa, zina yapılmış olsa dahi kusura dayalı bir paylaşım değişikliği yapılmaz.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Davasında Çocuk Kime Verilir?

Çocuğun velayetinin hangi tarafa verileceğine ilişkin değerlendirme yapılırken çocuğun üstün yararı gözetilir. Bir eşin aldatmış olması velayet hakkını ortadan kaldırmaz. Mahkeme tarafından çocuğun velayetinin kime verileceği incelenirken görevlendirilen sosyal araştırmacının raporunda yer alan değerlendirmeler oldukça önemlidir. Ebeveynlerin maddi durumu, çocuğun yaşı ve psikolojisi, çocuğun eğitimi gibi hususlar velayet hakkının değerlendirilmesinde oldukça önemli olacaktır.

Nişanlılık Döneminde Aldatılan Tarafın Dava Hakkı Var Mı?

Nişanlılık Türk Medeni Kanunu’na göre tarafların evlenmek amacıyla birbirilerine vermiş oldukları sözdür. Burada eşler ileride evleneceklerine ve birbirilerine sadık olacaklarına ilişkin sembolik bir beyanda bulunurlar. Bu kapsamda bir taraf nişanlılık döneminde karşı tarafça aldatılırsa tazminat talebi ile mahkemeye dava açabilir. Yargıtay kararları da nişanlılık döneminde yapılan sadakatsiz eylemlerin maddi manevi tazminata neden olabileceğini belirtmiştir.

Eşcinsel İlişki Aldatma (Zina) Mıdır?

Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davasında 2017 öncesi dönemde aldatan eş ve üçüncü kişinin karşı cins olması aranıyordu ancak bu durum mantıklı olmadığından aynı zamanda da güncelliğini yitirdiği için 2017 sonrasında da Yargıtay kararlarında sıkça görüleceği üzere eş cinsel ilişkiler de zina kapsamında değerlendirilmeye alındı.

Tecavüz Aldatma (Zina) Sayılır Mı?

Hayır, tecavüze uğrayan kişi aldatma (zina) eylemini gerçekleştirmiş sayılmaz. Bu gerekçeye dayanarak aldatma (zina) sebebiyle boşanma davası açılamaz. Bir eylemin zina olarak kabul edilmesi için cinsel ilişkinin her iki tarafın isteğiyle gerçekleşmiş olması gerekir.

Avukat Doğa Eser Eserçelik
Doğa Eser Eserçelik

Av.Doğa Eser ESERÇELİK, Eserçelik Hukuk Bürosu'nun kurucusudur. Avukat Doğa Eser ESERÇELİK, lise eğitimini Malatya Fen Lisesi'nde tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini %100 Bursla İstanbul Altınbaş Üniversitesi'nde 2018 yılında bitirmiştir. Akabinde %100 Bursla İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Hukuku Yüksek Lisansı programından mezun olarak hukukta uzmanlaşmıştır. Baro Sicil No : 70545